30 Nisan 2010 Cuma
müsait bi yerde.
Neyse ki hala jandarmanın önünden geçerken ayaktaki koca koca insanlar hiç bir şey olmamış gibi aynı anda yere çömelip tehlikeyi geçirdikten sonra aynı ifadelerle ayaga kalkıyorlar. Bari bunu kaybetmeyelim.
*bi de; sanırım bi tek İstanbul'da başlıycakmış. oh iyi bari.
27 Nisan 2010 Salı
empati.
Herkes gruplar halinde dolaşma, yalnız kalmama telaşı içinde.
Bugün Ayşe Selen Ayla'nın anısına üzerimize siyahları çekip okul bahcesinde yaklaşık bi bin ikibin öğrenci ve akademisyen buluşup elimizde karanfillerle, adice vurulduğu sokaga gittik. O kadar da yakınımızda oldugunu tahmin etmemiştim. Karanfillerimizi fotograflarının üzerine bıraktık. Taş çatlasın 200 kişi tanıyordu Selen'i ama o kadar insan aynı acıyı ve korkuyu hissediyordu.
Bu yapılan gerçekten de bize yakışır ve dogru bir hareketti ama bunun yanında geçen yıl gururla içinde bulundugum öğrenci konseyinin bu yılki ekibine yakıştıramadığım bir takım davranışlar da vardı.
Dün, bugünkü yürüyüş ve anma için event açıldı facebookta. Evet çok mantıklı, hepimiz attending dedik, birbirimize yolladık haberdar ettik falan çok iyidi. Akşam da birden "İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ BAHAR ŞENLİKLERİ İPTAL EDİLSİN VEYA ERTELENSİN" diye yeni bir grup açıldı. İptal edilsin veya ertelensin. Başka bi seçenek yok. Ne biliyim şenliklerde Selen anılsın bi şeyler yapılsın falan degil. Ya da protesto edelim şenliklere katılmayalım da degil. Direk iptal edilsin ya da ertelensin. Ki ertelenmesinin iptal edilmesinden çok daha zor oldugunu bilen insanlar açtı bu grubu. Neyse tabi facebook ya bu hemen dagıldı, bin küsur kişi gene katılıp zaten girdiklerinden beri nefret ettikleri okullarını her zaman oldugu gibi yine suçladılar, aralara toplumsal mesajlar sıkıştırıldı, herkes birbirini alevledi ve anında şenliklere bi muhalefet oluştu. Şenliklere diyorum. Katil'e değil, olaya degil. Böyle bi yer cünkü facebook. Noldugunu anlamadan herkesi toplayıp konuları farkettirmeden saptırtıyo insana. Öyle de güçlü bi sosyal ağ. Hayır artık dilekçe yerine facebook katılımı mı sunuluyor dekanlıga onu da anlamış değilim henüz.
Neyse, hiç tahmin etmedigim bi şekilde okulumuz iptal etti bahar şenliğini. Düşünüyorum da, katledilenler sadece bankacı hanım ve travesti bayan olsaydı gene aynı tepki konur muydu? Ya da bu yıl her seyin cok daha farklı olması için canla başla çalışmış olan ekipte (neyse ki bu yıl hiç girişmedim şenlik işine çok şükür) Selen de olsaydı yine iptal ettirirler miydi, yoksa onun anısına parçası olduğu bir seyi devam mı ettirirlerdi? 4 yıllık üniversite hayatında doğru düzgün şeliğe katılmayan insanlar "empati" zannettikleri tavırlarından dolayı farklı görüşteki insanları da harcadılar gibime geliyor. Hep aynı laf. "Empati yapıp kendimizi onun ailesinin ve arkadaslarının yerine koyalım ve sagduyulu düşünelim, eglenemeyiz" Koyuyorum. Evet benim arkadasım olsaydı tabi ki 2-3 gün sonra eglence yapmazdım ama eğlenenlere de kin duymazdım. Zaten gelen konuklarda belli bi bilince sahip insanlar. Tabi ki hayvanlar gibi bi eglence olmazdı, aksine muhtemelen her gelen selen'i ve digerlerini anar gururlandırırdı. Ama dışardan bi insan aptal bi facebook sayfasındaki tepkileri okusa "noldu abi sizin okulda cinayet mi işlendi?" der.
Bi de güvenlik olayı diyorlar. Senin 2-3 kişi alsancaga cıkıp gecenin bi vakti evine dönmen mi saglıklı yok hayvan gibi güvenlige sahip kampusun içinde bütün gece takılıp gruplar halinde kalman mı? Her yere minderler atılmış görmedin mi. Takıl orda arkadaslarınla, illa dans etmek zorunda degilsin. Ama olmaz. Duyarlı olmamız lazım. Ekrem bey de bu facebook fitiliyle başlayan baskıların altında kalıp iptal ediverdi. (şahsen hiç beklemiyordum, o kadar emegi ve masrafı hiç etmezler diyordum. evet ben de kabul ediyorum okulum biraz paracı. ama o kadar.)
Konsey ve ögrenciler gurur duyuyor. Gereken yapıldı. Her bahar senligi hayvanlar gibi egleniliyordunuz sanki de şuan hakkınız degil. Empati çok önemli tabi. Ama tek taraftan dimi.
Bi diğer olaysa bugun yürüyüşte dagıtılan yaka fotograflarının altındaki konsey logosu. Ne alaka ya? Konsey "etkinligi" mi bu? Burda bi insanın canından söz ediyoruz adamlar reklam mı yapıyor? Nedir bu organizasyon havasına sokmaya çalışma çabaları. Kameralara demeç vermeler falan.
Bu İzmirdeki tüyler ürpertici olaylardan sonra insanları rahatlatmak yerine çok daha kasvetli bi havaya sokan bir grup insan ve takipçilerini tebrik ederim.
*bi de; Perşembe günü de geleneksel Sokak şenliğinin deü ayagı varmış. E hadi onu da iptal edin.
**bi de; benim empati anlayışım bu. özür dilerim. duyarsız yaklaştığımı da düşünmüyorum.
***bi de; robot resim de cıkmış bugun. hemen ihbarlar başlamış. daha çok kaos oluşucak gibi sanki. bi an önce yakalasınlar ya.
26 Nisan 2010 Pazartesi
neler oluyor.
2 gün önce birer gün arayla balçovada 2 tane cinayet işlenmiş. Biri bankacı bir kadın biri de ieü mimarlık bölümünde okuyan bir öğrenci. Adam gayet kafalarına tek kurşun sıkarak acımadan vurmuş ve çantalarını almış. Bundan bi 5 ay öncede aynı civarlarda oturan bir arkadaşım belinden bıçaklanarak gaspa ugradı.
Bahsedilen mekanlar bütün öğrenci evlerinin bulunduğu, okula 7 dakikalık yürüyüş mesafesi uzaklığında olan sokaklar.
Balçova böyle bir yer miydi ya diye düşününce aklıma 1 yıl önce ortaya çıkan dehşet geldi. Şuan altı BestBuy olan uzun bi gökdelen var ve inşaatı yaklaşık bi 3 yıl sürdü. Geçen yıl inşaatı durduğu zamanlarda balçova halkından bir birey geceleri asonsör ışığının yandığını farketmiş. Bunu benim halamlar da farketmişti ama pek umurlarında olmadığından harekete geçme gereği duymadılar. Neyse, kadın aramış polisi böyle böyle o inşaatta bir hareket var sanırım diye şikayet etmiş. Meğersem organ mafyası geceleri bu boş inşaatı kullanıyorlarmış. Baya baya burnumuzun dibi yani.
Organ mafyaları, gaspçılar, cinayetler... Balçovada neler oluyor? Öğrenciler evlerinden çıkmaya başladılar ama bu korkuyla nereye kadar.
Başımız sağolsun.
*bi de; 3gün sonra bahar şenlikleri başlıyor. Bazıları bu cinayetlerden dolayı erteleneceğinden falan söz ediyor. Ama bence bizim okul yatırım yaptığı bi organizasyonu ito'dan biri ölse dahi iptal etmez.
22 Nisan 2010 Perşembe
deadline.
Yok çizim deadline'ı yok rapor teslim deadline'ı yok efendim maketin deadline'ı. Sonra birden gantt chart diye bi şey çıkardılar, tüm deadlineların planlanması falan derken hayatımın büyük bi kısmını bu deadlineları kaçırmamak için çabalayarak harcadığımı farkettim. Gerçi onla da olmuyor onsuz da olmuyor... Yani bir işe sınırlama koymadığın sürece asla bitmez. Yok "ama şöyle de olabilir, böyle de olabilir. dur dur bi de bunu deneyelim". Tam bir zaman kaybı. O yüzden hiç yetiştiremediğimden dolayı kızgın olmakla beraber bu tarihleri seviyorum.
Son dönemlerde deadline muhabbetini akademik ortamdan çıkarıp biraz formatını değiştirerek sosyal hayatımıza katmaya başladık. Uzayınca sıkmaya başlayan alışkanlıklarımızdan vazgeçmek için kullandığımız bi yöntem haline geldi. Mesela "okuyom ben yuaaa!" geyiği sadece 11 gün sürdü, çünkü deadline'ı ,tam hatırlamıyorum ama, 2 mart civarları bi tarihti. İstemeden alışkanlık olan kelimelerimizi, tamlamalarımızı, cümlelerimizi, tepkilerimizi, takıntılarımızı hatta ve hatta dedikodularımızı bile farkettiğimiz an cep telefonundan takvimi açıp göz kararı bi tarih belirleyerek "deadline"lar oluşturduk. Gerçekten de ,kendi adıma konuşayım, sosyal hayatımdaki deadlinelara akademik hayatımdakilerden çok daha fazla sadık kaldığımı söyleyebilirim. Baya işe yarıyor. En azından, sürdürsen bile "ah bunun olayı bitmişti ya" diye hatırlayıp kendini kontrol ediyor insan. (İçimden bir ses en kısa zamanda "ucuz" kelimesine de deadline koymamız gerektigini söylüyor.)
Dedim madem böyle etkili bir olay bu, gelecek hayallerime de birer deadline koyayım. Çok genel olarak şöyle bi durum oturttum. Hepsini paylaşmıycam da; mesela; 30 yaşımda o tasarım ofisi kurulmuş olucak (yani 30 yaşıma kadar), 35 yaşımda porsche carrera 911'i almış olmalıyım, 70 yaş da deathline. aslında deadline ya, yani 70imde teslim olmuş olurum artık diye düşünüyorum. Bu tarihlere yani yaşlara kadar onlara ulaşamamışsam(70 hariç tabi) artık geçmiş sayıp üzerlerinde durmuycam. E tabi bu üzer. 50 yaşımda 911'e binmek istemem. O zaman verdiğim deadline'a kadar bunlara ulaşmak zorundayım.
rastgele.
11 Nisan 2010 Pazar
şu şimdi asker.
"Of ya sen ne zaman askere gidiyosun hadi artık biraz huzur bulayım." "Seni bi askere alsınlar da gör."
"Askerdeyken de beni kontrol edebilcegini mi zannediyosun. Haberin bile olmuycak."
Son 2 aydır yaşadığımız her kavgada kullandığım bu iğrenç cümlelerden pişman olcağımı hiç düşünmemiştim. Ya evet aslında cok açıktı üzülcegim ama hep "ilk bi kaç ay pek üzülmem de sonra koyar tabi, boru degil 15 ay" diye kuruyodum kafamda.
Bütün hafta en güzel en ağır yemekleri yedik. Börek dedi börek geldi ciğer dedi ciğer pişti. Aile ziyaretleri, kakara kikiri derken dün sabah kafama dank etti. Baktım baya yeşil atlet falan deniyo eşyalarını hazırlamış, çirkin plastik terlikleri falan var, yerinde duramıyo sürekli bi hareket, annem gelmiş "ibrahim tatlıses - bitanem indirsene. bi oglum olsun adı can olsun. dinleriz." falan diyo bana gözleri yaşlı. O an anladım. O an dedim dramatik bir şeyler oluyor. 2 ay tatile gitse sonra uzatsa 15ay'a hiç böle olmaz ama o sıfat var ya işte "asker" ya bu, vatan o'na emanet ya hani, her istediginde de konuşamıyosun zaten göremiyosun ya, bi de koşturtcaklar, tuvalette temizlettiriyolarmış falan diye düşünüyosun, ordan burdan ne duyduysan kafanda o'nu da oraya yerleştiriyosun, "ya çok mantıksız, resmen 15ayını çalıyolar" demiyosun da "hayırlı teskereler, güle güle git güle güle gel hakkında hayırlısı olsun" diye anında teslim oluveriyosun ve aglıyosun.
Annem sagolsun hepimiz yerine agladıgından can ve ben pek o mod'a girmedik. Beni kötü yapan olay degil, fikri. Gece hiç rahat uyuyamadım, midem yandı, bulandı, bi heycan bi heycan, sanki ben gidiyorum. Ama sabah kalktık, geçirirken hiç bir şey yok, her sey çok normal. Her şey gidene kadarmış. Seyahate çıkarken de öyle olur ya hep. Önceki iki gün sırf heycan ama giderken hiç bir şey yok, sadece fikri, hayali etkiliyo. Belki de o "threshold" dedikleri tam olarak o andır. Kafanı hazırladığın an işte o geçiş anı olabilir.
Tabi ki annemi almadık havaalanına, ben, can, babam, kuzenim gittik. Arabanın önünde Türk bayrağı. Ankara yolcusu kalmasın. Sarıldık. Yutkundu. Duydum onu ben. Ağlamamıştım da bi an gidiverdi, tutamadım artık. "Ağlama, ağlarsan ağlarım" dedi. İçimden; "Uyuma. Sen uyursan herkes ölür." dedim. Dışımdan da söliycektim gülsün istedim ama sesim çıkmadı. Ayrıldık. Gitti zaten.
Çok merak ediyorum kimle dalga geçicek kiminle uğraşıcak orda. İnşallah kafasına göre birilerini bulur, bulmasa da uydurur gibi geliyo bana.
Neyse, klişe cümle kurmadan bitirmek istemem;
Artık rahat uyuyun, vatan Can'a emanet. Haha :)
9 Nisan 2010 Cuma
sen sallanıyon mu kız. sallanıyon mu kız sen. kız sen sallanıyon mu.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=1175551985929&ref=mf
bunu da paylaşmadan geçemem.
sağlığına duacıyım belinay.
bu konu kapandı.
8 Nisan 2010 Perşembe
belinay bebek.
Çok garip şeyler oluyor bu hayatta...
Geçen yıl, canımızın çok sıkıldıgı bir gece, her zaman yaptığımız gibi boşa saralım dedik. Tam 1 yıl sonra nerden bilebilirdim ki tekrar karşılaşacagımı?

Bir arkadaşım, hasbelkader facebookta bir fan page bulmuş. Belinay Bülbül adındaki 5-6 aylık bi bebeğe "public figure" sıfatı adı altında acılmış bi fan page. Bu page de Belinay bebeğin fotografları ve videolarını paylaşıyor ebeveynleri. Ben de dahil olmak üzere yaklaşık 800 tane de fan'ı vardı bu diğerlerinden pek de farkı olmayan bebeğin.
O çok sıkıldıgımız gece 3 kişi Belinay'ın sayfasına saldırdık. Giydiği ortepedik olmayan ayakkabıdan, oturuş bozukluğu yaşatabilecek pozisyonlarına kadar konuştuk fotografların altında. Kendimizce eğlendik. Yeri geldi neden çocuklarına facebook açtıklarını irdeledik. Sonra bu konu kapandı. Ara ara baktık güldük o kadar...
Aradan yaklaşık 1 - 1bucuk yıl geçti, bir gün vapurlar karşıyakaya giderken Belin arkadasım benimle bir şey paylaşacagını fakat metin olmam gerektigini, cok şaşırıcagımı söyledi. Tamam dedim. 3gün önce show ana haber bülteninde 16 aylık Belinay adlı bir bebeğin beynindeki urdan dolayı öldügünü izlediğini söyledi. İnanamadım. Anlamadığım bir şekilde bi yandan gülüp bi yandan ağlıyodum. Yaşı tutuyordu, adı tutuyordu, bebegin fotografını tam görememiş ama o gibi gelmiş ona. Kendimi inanılmaz suçlu hissettim. Asla 100% emin değildik ama gercekten de üzülmüştüm.
Eve döner dönmez internette haberleri araştırdım ve Belinay'a dair hiç bir beyin, ur haberi bulamadım. Dedim uydurdu bu herhalde. Bu arada Belinay Bülbül'ün fan page'inde hiç yeni fotograf yok?? Hatta ve hatta bazı fotograflarına yaptıgımız yorumlar silinmiş??? Onca zaman durdu neden şimdi silindi?
Bu pazartesi, tekrar bir araya geldigimizde 2 körpe beyin bu işi aydınlığa kavuşturmak için hummalı bi araştırmaya giriştiler. Eğer ölmediyse bira içip kutluycaktık, eger öldüyse 5 kişi cuma günü alsancak camiinin önünde 300kişilik (200TL) lokma döktürücektik. O vapurda haberi duydugum anda Belinay benim için ölmüştü. O yüzden payıma düşen lokma parasını çoktan cüzdanımın fermuarlı kısmına koymuştum. Ve haberin videosu bulundu.. Video'nun dolması beklenirken B.S. stresten kollarını kaşıyor E.G. heycanını yatıştırmak için sigara üzerine sigara içiyor, bense ayrı bi köşede tek başıma takılıyordum, çok rahattım çünkü Belinay ölmüştü. Cuma günü lokma dökücektik. Bundan çok emindim. Kafamda her şey kuruluydu. Hangi fotografını yaka için bastırtcagımızdan tabaklara kaçar lokma koncagına kadar...
Video doldu. Başladık izlemeye. Ve... Evet o Belinay bu Belinay değilmiş. Yani Belinay Bülbül ölmemiş. Biricik Belinayımız yaşıyor... Yanımda sevinç çığlıkları yükseldi, benimse bogazım düğümlendi... 2 haftalık gündem 4dakikalık bir video ile tuz buz oldu. Bir bebeği yok yere kafamda öldürdüm, dua ettim, lokmasını düşündüm. Bilmiyorum. Belinay ve ailesi için seviniyorum ama hala rahatsızlık duydugum bir şey var.
bu da sayfası; http://www.facebook.com/pages/Belinay-Bulbul/49920031026
6 Nisan 2010 Salı
ney.
Bugun arkadasın salonunda, şöminenin üzerinde bana dogru bakan bi kamış gördüm. Aa dedim ney mi bu? Ha dedi evet, ney. Aldım elime neyi. Tabi ilk defa karşılaşıyorum kendisiyle, kamış gibi bi şey önde 6 arkada 1 deligi var böle başı var falan. Dedim ben bunu üfliycem. Bi süre beyhude çabalarla hiç bir ses çıkartamadım. Tutuş bilmiyorum üfleme bilmiyorum hiç bir şey bilmiyorum ama aramızda bir bağ oluştu ondan eminim.
Açtım bilimum youtube videoları: "ney üfleme", "ney teknikleri" vs.. Amcaları izleye izleye bi 20 dakika uğraştım onunla. Tabi ki ses çıkmadı, bi 2 defa tiz bi şey çıkar gibi oldu sevinçten havalara uçtum. Normalde böyle başarısız olunca hemen hevesim kaçar ama içimden sürekli "seni başarıcam ney" diye geçirdim durdum.
O 20dakikalık çabadan sonra yaşadığım baş dönmesini tarif bile edemem. Nasıl bi üflemeye çalışmışsam artık. Hayır yani videolarda ne diyolarsa öyle yaptım ama olmuyor işte.
Perşembe günü gidicem Çankaya'dan alıcam bir adet ney. İnternetten kursunu da buldum eve yakın. Başarıcam, ney çalıcam. Olucak yani bu. Evet.
*bi de; iyi ki daha önce farketmemişim yoksa bütün gün onunla ugrasabilirdim.