okuyom ben ya.
27 Şubat 2010 Cumartesi
22 Şubat 2010 Pazartesi
ıslak zemin.
Yeni tanıştıgımız ya da az tanıdıgımız insanların yanında tam olarak nasıl hareket edicegimizi, ne tepkiler verecegimizi bilemeyiz ya hani, ben de bilemedim.
Bi bar tuvaletinde tamamen ıslak zeminden kaynaklanan, hayati tehlike içermeyen bi düşüş yaşayan E.G.'ye içimdeki kahkahaları bastırarak hiç beklenmedik bir şekilde "Düştün. Acıdı mı? İyi misin? Tamam, olmamıştır bir şey. Boşver" diyerek yardım ettim. Ama orda böyle saçma, kesik cümleler kuracagıma kahkaha atsam çok daha normal bi tepki olurdu bundan eminim. Esas olması gereken düşen ve görenin eş zamanlı gülmesiydi.
Bi insanı ne kadar tanıdıktan sonra düştügü zaman gülebiliriz, yanında burnumuzu silebiliriz, tuvalet muhabbeti yapabiliriz, küfür edebiliriz, çok saçma hikayeler anlatabiliriz ya da kafamızla tanıştırabiliriz... Bunları hiç kestiremiyorum. Samimiyet dediğin nedir ve ne kadar sürede oluşur? Kafamı çok kurcalıyor, çok düşünmemek lazım aslında ama ne biliyim. Aslında düşününce ben hızlı bile sayılırım bu konularda ama. Yani.
*bi de; düşüş anı ayrı bir senaryo idi. Elini yıkayan körpe E.G. etrafında peçete arayıp bulamayınca benim 5 dakika önce yaptıgım gibi, çıktıgı tuvalete tekrar girip tuvalet kagıdı hamlesinde ayagını kaydırıp kendini yerde buldu.
Bi bar tuvaletinde tamamen ıslak zeminden kaynaklanan, hayati tehlike içermeyen bi düşüş yaşayan E.G.'ye içimdeki kahkahaları bastırarak hiç beklenmedik bir şekilde "Düştün. Acıdı mı? İyi misin? Tamam, olmamıştır bir şey. Boşver" diyerek yardım ettim. Ama orda böyle saçma, kesik cümleler kuracagıma kahkaha atsam çok daha normal bi tepki olurdu bundan eminim. Esas olması gereken düşen ve görenin eş zamanlı gülmesiydi.
Bi insanı ne kadar tanıdıktan sonra düştügü zaman gülebiliriz, yanında burnumuzu silebiliriz, tuvalet muhabbeti yapabiliriz, küfür edebiliriz, çok saçma hikayeler anlatabiliriz ya da kafamızla tanıştırabiliriz... Bunları hiç kestiremiyorum. Samimiyet dediğin nedir ve ne kadar sürede oluşur? Kafamı çok kurcalıyor, çok düşünmemek lazım aslında ama ne biliyim. Aslında düşününce ben hızlı bile sayılırım bu konularda ama. Yani.
*bi de; düşüş anı ayrı bir senaryo idi. Elini yıkayan körpe E.G. etrafında peçete arayıp bulamayınca benim 5 dakika önce yaptıgım gibi, çıktıgı tuvalete tekrar girip tuvalet kagıdı hamlesinde ayagını kaydırıp kendini yerde buldu.
14 Şubat 2010 Pazar
başlamasın.
Yarın, yaşasın okulumuz başlıyor. Son 3bucuk ayın ilk günü. İlk defa sanki ilkokuldaymışım gibi hiç başlamasın istiyorum. Baya baya midem agrımaya falan basladı, bu neyin stresi böyle anlayamıyorum.
Saat 1bucukta o MB106 kodlu studyoda olmamak için elimden gelen her seyi yapabilirim şuan. Çünkü biliyorum o studyoya giricez, elimize tek A4ten oluşan brief verilecek ve başlıycak gene her sey. Sonra da biticek. Bitene kadar biz de biticez bu sefer. Kimbilir ne sıkıntılar, ne anlaşmazlıklar, ne zorluklar yaşıycaz. 4 yıldır "Of hadi ya okul baslasın sohbet muhabbet" diyordum ama yok ya, bu sefer degil, istemiyorum. Ben olacakların farkındayım ama laptopumun henuz haberi yok. 2 hafta önce yedi son formatını ve suan office programları bile yüklü degil. Eminim çok şaşırdı bu duruma. Hep böyle rahat devam edecegini sadece internete girecegini sanıyorsa çok yanılıyor, yarın kurulum bombardımanına tutulucak zavallım. Dayan aslan parçası, senin de son 3bucuk ayın. Söz veriyorum çok yüklenmiycem.
*bi de; bi kaç gündür uyumadan önce bi ses kulagıma "ahahhaha. bitirme projene bile karar vermedin degil mi?" diyip gidiyor. Cevap vermiyorum. Hoş değil.
**bi de; A.T. Lady Gaga'ya aldırmadan ilk blogunu açmış. http://diyarimuebbet.blogspot.com/ Buraya hikayelerini koyacakmış, bir digerinde ise günlük paylaşımlar yapacakmış. Pekala.
Saat 1bucukta o MB106 kodlu studyoda olmamak için elimden gelen her seyi yapabilirim şuan. Çünkü biliyorum o studyoya giricez, elimize tek A4ten oluşan brief verilecek ve başlıycak gene her sey. Sonra da biticek. Bitene kadar biz de biticez bu sefer. Kimbilir ne sıkıntılar, ne anlaşmazlıklar, ne zorluklar yaşıycaz. 4 yıldır "Of hadi ya okul baslasın sohbet muhabbet" diyordum ama yok ya, bu sefer degil, istemiyorum. Ben olacakların farkındayım ama laptopumun henuz haberi yok. 2 hafta önce yedi son formatını ve suan office programları bile yüklü degil. Eminim çok şaşırdı bu duruma. Hep böyle rahat devam edecegini sadece internete girecegini sanıyorsa çok yanılıyor, yarın kurulum bombardımanına tutulucak zavallım. Dayan aslan parçası, senin de son 3bucuk ayın. Söz veriyorum çok yüklenmiycem.
*bi de; bi kaç gündür uyumadan önce bi ses kulagıma "ahahhaha. bitirme projene bile karar vermedin degil mi?" diyip gidiyor. Cevap vermiyorum. Hoş değil.
**bi de; A.T. Lady Gaga'ya aldırmadan ilk blogunu açmış. http://diyarimuebbet.blogspot.com/ Buraya hikayelerini koyacakmış, bir digerinde ise günlük paylaşımlar yapacakmış. Pekala.
8 Şubat 2010 Pazartesi
+60
Ananem ve arkadasları suan karşımda okey oynuyorlar. Bi gözleri televizyonda, Esra Ceyhan'dan Derya Baykal'a geçtik şimdi.
1: Derya sanatkar yani.
2: Çooook.
1: Allah'ın verdiği yetenekler var üzerinde.
2: Sesi bile güzel yani, maşallah çok sanatkar, gül modeli mi o?
1: Bak Barış Manço'nun ailesi.
3: Bunları da Sulhi aksüt(?) mahvetti.
4: Şükür şükür şükür! Bittim!
Şuan dışarı çıkmak zorunda olduğum için gerçekten üzülüyorum. Bu programlar böyle güzelmiş.
1: Derya sanatkar yani.
2: Çooook.
1: Allah'ın verdiği yetenekler var üzerinde.
2: Sesi bile güzel yani, maşallah çok sanatkar, gül modeli mi o?
1: Bak Barış Manço'nun ailesi.
3: Bunları da Sulhi aksüt(?) mahvetti.
4: Şükür şükür şükür! Bittim!
Şuan dışarı çıkmak zorunda olduğum için gerçekten üzülüyorum. Bu programlar böyle güzelmiş.
sınırsız.

Son 10 günde 19 tane film indirmişim.
İnterneti yeni bağlattım, "sınırsız" olduğuna eminim ama psikolojik baskı ustası abim geçenlerde "Sınırsız olduğuna eminsin değil mi? Çok küçük de olsa hata yapmış olma ihtimalin var. Öyleyse direk kendine bi süre kalacak başka bir yer bul bence. haha." diyerek içime kurt düşürdü. Eminim ya! Eminim! Sınırsız! Ama ya değilse... Kesin bunu hemen öğrenebilmenin bi yolu vardır, en kötü arar sorarım ama nedense istemiyorum.. İlk faturayı beklemeyi tercih ediyorum. O cümlesinden 15 dakika sonra hiç bi şey olmamış gibi "Hey! The Book of Eli! Var mı o? İndirsene! İndir onu indir bana! Ha bi de The Crow, bulabilir misin onu rahmetlinin anısına indirsene onu da izleyeyim" demesi de ilginç. 21 oldu. Hadi bakalım.
Kendimi yukarıdaki Cara gibi hissediyorum.
7 Şubat 2010 Pazar
atölye15
Aylar önce facebookta Atolye15 diye bi fan page ile karşılaştım. Aynı lisede ve üniversitede okudugum insanlar alsancagın en güzel yerinde bi ofis kurmuşlar. Hani tipleri tanımıyorum ama biliyorum, malum İzmir küçük yer. Güzel güzel fotoğraflar eğlenceler falan ama tam olarak ne yaptıklarına dair bi referans bi şey bulamamıştım. "Web projeleri" falan yazıyo ama herhangi bi örnek yok. Dedim daha yeni herhalde henüz bi faliyet yok.
Bugün şans eseri tekrar karşılaştım, info'ya linkler eklenmiş. Bi girdim sitelerine gecenlerde "oha bee evlere bak, bu sanal tur da baya iyimiş, dur dur bak daha terastaki jakuziye çıkıcaz, tüh keşke merdivenleri de teker teker çıkabilseydik, haha." yorumlarıyla kurcaladığımız sanal tur hadisesini o firmaya bu arkadaşlar -atölye15- yapmış. Baya şaşırdım nereden çıktı şimdi diye.
Müşteriler çok iyi :) Lisemiz, üniversitemiz, her gün ders arası gittiğimiz Agora AVM falan. İzmirde iş kurmanın da avantajı bu heralde, "ilk müşteri her zaman tanıdıklarınızdır" derler ya sanki burda herkes tanıdık, yıllar önce okudugun okul, alışverişmerkezleri falan bile tanıdık. Hadi üniversite kendi mezununa tabi ki verir de M.E.V. Avni Akyol Lisesine hayret ettim.
Sanaltur'a ihtiyacımız olursa;
http://www.atolye15.com/blog/
http://www.facebook.com/atolye15?ref=nf#!/atolye15?v=wall&ref=nf
Bugün şans eseri tekrar karşılaştım, info'ya linkler eklenmiş. Bi girdim sitelerine gecenlerde "oha bee evlere bak, bu sanal tur da baya iyimiş, dur dur bak daha terastaki jakuziye çıkıcaz, tüh keşke merdivenleri de teker teker çıkabilseydik, haha." yorumlarıyla kurcaladığımız sanal tur hadisesini o firmaya bu arkadaşlar -atölye15- yapmış. Baya şaşırdım nereden çıktı şimdi diye.
Müşteriler çok iyi :) Lisemiz, üniversitemiz, her gün ders arası gittiğimiz Agora AVM falan. İzmirde iş kurmanın da avantajı bu heralde, "ilk müşteri her zaman tanıdıklarınızdır" derler ya sanki burda herkes tanıdık, yıllar önce okudugun okul, alışverişmerkezleri falan bile tanıdık. Hadi üniversite kendi mezununa tabi ki verir de M.E.V. Avni Akyol Lisesine hayret ettim.
Sanaltur'a ihtiyacımız olursa;
http://www.atolye15.com/blog/
http://www.facebook.com/atolye15?ref=nf#!/atolye15?v=wall&ref=nf
göz - gönül - göz
Tatiller benim için son 4 yıldır "gelen-giden" demek. Bir yerlerden birileri geliyo sonra gidiyo baskası geliyo yok göremiosun o sırada bi baska biri gelio öbürü gidiyo geliyo falan derken bi bakıyorum ben bi yere gidip gelmemişim. Hayır yani gidecegimden degil de, hani öyle bi sonuç da yok degil. Bu son 15 gün de baya bi selamlama ve uğurlamayla geçti. Uzun zamandır görmediklerim, arada bi gördüklerim, sürekli gördüklerim geldiler gittiler.
Sonra her zamanki gibi "gözden uzak gönülden ırak" muhabbetine aklım takıldı. (Yediğim her azara ve tribe rağmen hala bunu savunuyorum)
6 aydır ilk defa görcegimiz bi arkadasımızı karşılamaya giderken A.Y.'nin "çok heycanlıyım. yan apartmana saklanıp süpriz mi yapsak? of içim içime sığmıyor" cümlelerine karşı arabadan bile inmeyip "of saçmalama ya 6 aydır görmüyosun yarım saat daha sarılmayıver, hem araba da ters yerde." demiş olabilirim evet. Sonra kendisi de gidip geleceği ve aynı tepkileri görmek isteyecegi için bu kadar abarttığını da söylemiş olabilirim evet. Ama bu demek değildir ki ben sevinmedim, heyecanlanmadım. bilakis heycanlandım (tabi ki arabadan indim de) hatta gözlerim doldu. Belki de o'nun o fazla hareketliliginden dolayı belli edemedim, o kadar çok cümleye, abartmaya kafam karıştı benim. Ayrıca gerçekten de 6 aydır görmedigim birine yarım saat daha sarılmasam ölmem, ama gittikten 2-3 hafta sonra aynı karşılaşma gerçekleşseydi eminim çok daha farklı olurdu, yani o zaman bile yan apartmana saklanmazdım o bütünüyle berbat bi fikir zaten de başka türlü şakalar komiklikler süprizler düşünülebilirdi çünkü muhtemelen o zaman daha çok özlüyo olurdum.
Yahoogroups, skype, msn, gtalk, facebook, twitter, friendfeed ve bilimum iletişim aracı ile ne kadar iletişimde kalabiliriz? Zaman olarak; epeyce ama ne kadar yani nasıl bi yakınlıkta kalabiliriz ki? Baya kalınıyomuş. Benim rekorum ortasondan bir arkadasım. En son işte 8. sınıfta görüştük, sonra mektuplaştık (ha mektup ve kargo faktörünü atlamışım), sonra msn, sonra dogumgunlerimizde kargoyla hediye yollamaya basladık (gecen sene onu da kesti sagolsun, ki 2gün var aramızda), facebook cıktı halimizi vaktimizi gördük, blog yazdı, sinsi sinsi okudum (ben de onu okumayı kestim gerci), radyoda program yapmaya basladı dinledim, bi 4 yıl önce istanbula gittigimde görüştük, sonra bi kere çeşmede görüştük, gene gittikçe geldikçe araşıyoruz, yani bu internet, "ay ben kapatcam ya facebook'umu, of twitter'ı da anlayamıyorum, aman canım mail mi kaldı, kim takıcak şimdi o garip mikrofonlu kulaklığı" diye her gün bok atılan araçlar aslında verimli kullanıldığı takdirde epeyce işe yarıyo. Ha tabi "ben interneti bilgi için kullanıyorum, sadece readerımı acarım işime bakarım. ayrıca tümdünyacebimdedirbenim paketim ile her yerdeki arkadaslarıma ceptelefonumdan arayarak ulaşırım" diyenlere eyvallah. Benim ki daha avea mobil öğrenci de. Olsun, 39 kontore 500 sms falan veriyolar, gerçi o yurtdışına geçerli değil. Gene de fena değil ya memnunum.
Neyse işte; galiba benim için ilk 1 ay sancılı, 1 aydan sonra her derdimi o kadar uzağa anlatmasam da olur. Tabi bu skype kullanımının sıklıgına da baglı gibi. Aradan aylar geçmeye başladığı an sanki özlemim, heyecanım bitiyo da yerine böyle bi rahatlık "aman nasılsa var" hissi geliyomuş gibi, zor geliyo gibi. Artık her gün degil de haftada 1 mail atsam da yetermiş gibi. Bence bu beni duygusuz bi insan yapmaz, önemli olan tekrar bir araya gelince nasıl olduğun, ha giden dönmüyorsa ona bi şey diyemem. Bi de gidip te dönememek dönüp te bulamamak var ama şuan yersiz.
Bi insanın "var" olduğunu bilmek güzel bi şey, istediğin zaman arayacağında ulaşabilecegini, konuşabilecegini bilmek güzel bi şey, sanırım o rahatlığı da veren bu. Ama zaten değer veriyosan doğrusu da bu. Yani, bu olmalı. Bence.
*Bi de; kafam karışmış.
**Bi de; anektodlar silsilesi.
Sonra her zamanki gibi "gözden uzak gönülden ırak" muhabbetine aklım takıldı. (Yediğim her azara ve tribe rağmen hala bunu savunuyorum)
6 aydır ilk defa görcegimiz bi arkadasımızı karşılamaya giderken A.Y.'nin "çok heycanlıyım. yan apartmana saklanıp süpriz mi yapsak? of içim içime sığmıyor" cümlelerine karşı arabadan bile inmeyip "of saçmalama ya 6 aydır görmüyosun yarım saat daha sarılmayıver, hem araba da ters yerde." demiş olabilirim evet. Sonra kendisi de gidip geleceği ve aynı tepkileri görmek isteyecegi için bu kadar abarttığını da söylemiş olabilirim evet. Ama bu demek değildir ki ben sevinmedim, heyecanlanmadım. bilakis heycanlandım (tabi ki arabadan indim de) hatta gözlerim doldu. Belki de o'nun o fazla hareketliliginden dolayı belli edemedim, o kadar çok cümleye, abartmaya kafam karıştı benim. Ayrıca gerçekten de 6 aydır görmedigim birine yarım saat daha sarılmasam ölmem, ama gittikten 2-3 hafta sonra aynı karşılaşma gerçekleşseydi eminim çok daha farklı olurdu, yani o zaman bile yan apartmana saklanmazdım o bütünüyle berbat bi fikir zaten de başka türlü şakalar komiklikler süprizler düşünülebilirdi çünkü muhtemelen o zaman daha çok özlüyo olurdum.
Yahoogroups, skype, msn, gtalk, facebook, twitter, friendfeed ve bilimum iletişim aracı ile ne kadar iletişimde kalabiliriz? Zaman olarak; epeyce ama ne kadar yani nasıl bi yakınlıkta kalabiliriz ki? Baya kalınıyomuş. Benim rekorum ortasondan bir arkadasım. En son işte 8. sınıfta görüştük, sonra mektuplaştık (ha mektup ve kargo faktörünü atlamışım), sonra msn, sonra dogumgunlerimizde kargoyla hediye yollamaya basladık (gecen sene onu da kesti sagolsun, ki 2gün var aramızda), facebook cıktı halimizi vaktimizi gördük, blog yazdı, sinsi sinsi okudum (ben de onu okumayı kestim gerci), radyoda program yapmaya basladı dinledim, bi 4 yıl önce istanbula gittigimde görüştük, sonra bi kere çeşmede görüştük, gene gittikçe geldikçe araşıyoruz, yani bu internet, "ay ben kapatcam ya facebook'umu, of twitter'ı da anlayamıyorum, aman canım mail mi kaldı, kim takıcak şimdi o garip mikrofonlu kulaklığı" diye her gün bok atılan araçlar aslında verimli kullanıldığı takdirde epeyce işe yarıyo. Ha tabi "ben interneti bilgi için kullanıyorum, sadece readerımı acarım işime bakarım. ayrıca tümdünyacebimdedirbenim paketim ile her yerdeki arkadaslarıma ceptelefonumdan arayarak ulaşırım" diyenlere eyvallah. Benim ki daha avea mobil öğrenci de. Olsun, 39 kontore 500 sms falan veriyolar, gerçi o yurtdışına geçerli değil. Gene de fena değil ya memnunum.
Neyse işte; galiba benim için ilk 1 ay sancılı, 1 aydan sonra her derdimi o kadar uzağa anlatmasam da olur. Tabi bu skype kullanımının sıklıgına da baglı gibi. Aradan aylar geçmeye başladığı an sanki özlemim, heyecanım bitiyo da yerine böyle bi rahatlık "aman nasılsa var" hissi geliyomuş gibi, zor geliyo gibi. Artık her gün degil de haftada 1 mail atsam da yetermiş gibi. Bence bu beni duygusuz bi insan yapmaz, önemli olan tekrar bir araya gelince nasıl olduğun, ha giden dönmüyorsa ona bi şey diyemem. Bi de gidip te dönememek dönüp te bulamamak var ama şuan yersiz.
Bi insanın "var" olduğunu bilmek güzel bi şey, istediğin zaman arayacağında ulaşabilecegini, konuşabilecegini bilmek güzel bi şey, sanırım o rahatlığı da veren bu. Ama zaten değer veriyosan doğrusu da bu. Yani, bu olmalı. Bence.
*Bi de; kafam karışmış.
**Bi de; anektodlar silsilesi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)