Blogda çok kişisel şeyler paylaşmayı sevmiyorum ama bugun klişe yazı yazmak istiyorum ve yazıcam. Baştan uyarırsam çok ilerlemeden vaz geçme hakkı sağlarım diye düşündüm.
Şimdi benim bi dostum gidiyo. Tam şimdi değil de, birazdan, yani 2 hafta sonra, yani "gitmek" psikolojisine girilebilcek en güzel dönemdeyiz şuan. Öyle güzel, güzel asla doğru bi sıfat değil "mantıklı" diyelim, sebepleri var ki "gitmesen mi acaba" bile diyemiyorsun. Ben tabii ki bi kaç kez (67 - 83 arası) kurdum o cümleyi ama çok ciddi anlamda söyleyemiyosun.
Çok ezik doğuyoruz ya biz. Böyle küçücük, buruşuk, hatta bazılarımızın saçı bile olmuyo, bazılarımızınsa alnından bile çıkıyo falan, işte bi garip yaratık olarak doğuyoruz. Sonra ilk olarak ailemiz büyütüyo bizi. En basic şeyleri öğreniyoruz, büyüyoruz, saçı olmayanların saçı çıkıyor, çok olanların tüyleri dökülüyo yani bi türlü gelişimimizi tamamlıyoruz birey oluyoruz, olduk zannediyoruz. Sonra bu ulvi büyütmek görevini her nasılsa arkadaşlarımız devralıyor ve karşılıklı olarak birbirimizi bi şekilde beslemeye, etkilemeye, şekillendirmeye başlıyoruz. Aslında ne kadar saçma, elalemin çocuğuyla hiç bir zorunluluğun olmadığı halde inanılmaz bi bağ kuruyosun. Öyle bi bağ ki bu bazı zamanlar ailenden bile daha yakın hissediyosun.
Bu benim gidicek olan arkadaşım da beni baya "büyüttü" diyebilirim. O kadar ki "yedi yedirdi, içti içirdi" cümlelerini bile kurabilirim. O da- Yani bi sürü cümle kurabilir şuan kestiremiyorum. İnsanlardan nefret etmem gerektiğini düşündüğüm zamanlarda, bu yabancının nerden çıktığını ve beni zorla hayatın içine sokmak için bi takım çabalara girdiğini bazen hala düşündükçe anlayamıyorum. Belki de bir sosyal proje ya da challenge olarak birbirimizi seçmişizdir ve sonra bu görevi tamamlayamayacağımızı anlayıp devam etmeye başlamışızdır. Şaka yaptım :) Olur mu hiç öyle şey challenge falan. Aslında olabilir ya. Bunun üstüne bi ara gitmek lazım.
Esas en güzeli de en kolay bu insanların yanında küçülebiliyor olmamız. Çocuk gibi davranabilme hakkını birbirimizde bulmamız. Soru ekini bi şekilde bi önde tutarak cümle kurarsak her istediğimiz olur diye düşünüp sürekli, bazı zamanlarsa üstüste "yemek mi yesek acaba. bu filmi izlemesek mi ki. ya dışarı mı çıksak. bize mi gelsen." diyerek şımarıkca bir seyleri kabul ettirmeye çalışmak müthiş. Bi başkasına yapsan çarpıverir ağzının ortasına haklı olarak. Ben olsam ben de çarparım herhangi birine.
Hiç nereye varacağımı bilmiyorum, ama işte hüzün var. (hüzün var dediler geldik) Alıştığın masayı bile bırakmak zorken hayatının her yerine sokup bazen sırf sabah kalkınca kahvaltı edebilmek icin bile evinde olsun isteyebileceğin birinin gitmesi nasıl kolay olabilir. Yani ilk bi yaklaşık 2-3 ay zor olur sonra alışırsın. Kötü olan da o. Neden her şeye alışabiliyoruz hiç anlamıyorum. Biraz haksızlık gibi geliyor.
Sonuç olarak, "Bu küçükken benim üzerime kusardı" dediğinde mübalağ yapmadığını bi tek benim bildiğim bu en yakınımın en istemediğim zamanda, tam da alışmışken mecburen gidiyor olması durumu beni biraz sarstı. "İshal oldum napıcam" diyerek bile aradığımı düşününce "şimdi kim ilgilenicek burda benimle" endişesine girmem bence çok normal. Bi de çok ishal oluyorum ben. Problem orda. Şaka yaptım, mevzu genel.
Şuan hayatımın en ezik ve klişe yazısını tamamlamış olmanın verdiği mutlulukla konuya yakışır bir de şarkı paylaşacağım. Aslınde dehe neler neler yazabilirdim kim bilir ama benim okumayacağım uzunlukta bi yazıyı kimse okumaz mantığıyla hareket edip burada bırakıyorum çok kurcalamadan. Ha bi de korkmaya gerek yok, parça "we are the people" değil.
P.S. "Yazı burda mı geçirseydin acaba. Kasım gibi falan mı gitseydin. Ya da gidip kasım gibi falan geri mi dönsen. Bari temmuzun 2. haftasını bekleseydin. Yok ya git sen bir an önce. Zaten nolcağı belli olmaz bakalım. Bilemedim. Neyse artık."
Şaka yaptım.