Nil Karaibrahimgil Erener. Bi kartviziti varsa, ki sanmıyorum, adı artık böyle geçiyor olmalı.
Dün akşam Alsancak Tren Garı'ndaki konserine gittik. En son ağustosta Çeşme Babylon'da izlemiştim ve ne yalan söyleyeyim en keyif aldığım konserlerden biriydi. Zaten çok fazla konsere giden bi insan da değilim ama Babylon'a kim gelse gitmek isterim. Hiç bir yerde o kadar rahat ettigimi sanmıyorum.
Neyse, hiç Alsancak Tren Garı'na gitmediğim için tereddütlerim oldu ama içeri girer girmez alışıverdim oraya. En iyi yanı da havadar olması.
Ve Nil çıktı sahneye. İlk şarkı tabiki aynı "Aşkımız her zamanki gibi tehlikede". Bu ilk şarkıda pelerin şovunu yapması gerek, eteğinden tutucak pelerini 345derece (15kafapayı) açıcak ve orada şarkı sözleri gözükücek ama şansa bak tam şarkı başladı Nil çıkıcak, windows çöktü! Çökmek midir o bilmiyorum ama baya baya ekran işte mavi oldu yazılar geçiyor falan baştan başlıyor yani. Ah dedim gitti kadının şovu. Hakikaten de öyle oldu, gene de çıktı Nil açtı pelerini, şarkının ortalarına dogru düzeldi ama o hazırladıkları şov yerine pelerinden ekolayzer grafikleri izledik. Sonra çıkardı attı zaten aparatı.
Program aynıydı, "bi hikaye anlatayım, bi gün simpsonsları izliyorum" diyip "yalnız kalplerde atarlar" şarkısına geçisi, "kimler çiftkişilik yatakta tek kişi uyuyor el kaldırsın, haydi tanışın" muhabbetine bağlaması, en son "resmen aşığım" ile bitirmesin ve her zamanki gibi "bidahabidaha" fake'i yapıp tekrar "seviyorum sevmiyorum" diye coşturması falan hep beklendik şeylerdi.
Baktım, bütün şarkılarını bağırarak söylüyorum. Sonra baktım bütün şarkıları sürekli birine bi hitap şeklinde. O şarkıları söyleyebilceğim kimse olmamasına ragmen hepsini o kadar içten söylüyorum ki kendime ben bile inanamadım. Organize İşler'i bile söyleyemem İstanbul'a yani ne alaka. Bu kadının şarkıları böyle ya, söylettiriyor, birine söylemek zorunda değilsin bi anlam yüklemek zorunda da değilsin öylece bağırarak eşlik etmek zorundasin gibi.
"Evlendikten sonra da bi şey değişmemiş di mi?" dedi. Değişmemiş hakikaten, şimdilik iyi gözüküyor ama değişir gibi geldi bana, bana neyse.. Hamile kalmasa iyi olur. Ne gerek var. Bi tane yeter. Ben çok üremelerini istemem. Bi tane Nil Karaibrahimgil yeter. Biraz da kırgınım ona ben de haberi yok. Eğlendirdi gene. Sağolsun...
*Bi de; "Siz" ve "Uzaylı" parçalarını hep bekliyorum. Hiç söylemiyor.
**Bi de; "Kırık"ı söylerken arkada kirildim.com'dan balonlar gösterdiler. Benim yazdıklarım çıkar mı diye bekledim. Yok. Çıkmadı. Kesin Oğuzhan'ın ki çıkmıştır. İnceliğinden kırıldı çünkü o.
31 Ocak 2010 Pazar
26 Ocak 2010 Salı
taşındık.
Gene taşındık. Saydım bu oturacagımız 7. ev. Ve ben 1 tane odamı hiç hatırlamıyorum. Çok düşündüm, kapı girişi, salon falan hepsi var kafamda ama odam yok. Sonra baktım diğer odalarımı da hep fotoğraf koyduğum yerlerden hatırlıyorum. İlk oralar geliyo aklıma, kimisinde dolaba yapıştırmışım kimisinde komidinin üzerinde duruyor falan. Demek ki o valikonağındaki odamda hiç bir yere fotoğraf koymamışım. Biraz garip.
Bu odada hiç bir şey yazası gelmiyo insanın. Belki bana ait koliler henüz gelmedi diyedir. İnşallah öyledir. Daha sandıklardan çıkan, abimle internette satacağımız formalardan, oyuncaklardan bahsedicektim ama olmadı.
*bi de; anket sonucu; A.T. blog açsın 4, Lady Gaga 5. Neye yoracagımı bilemedim.
Bu odada hiç bir şey yazası gelmiyo insanın. Belki bana ait koliler henüz gelmedi diyedir. İnşallah öyledir. Daha sandıklardan çıkan, abimle internette satacağımız formalardan, oyuncaklardan bahsedicektim ama olmadı.
*bi de; anket sonucu; A.T. blog açsın 4, Lady Gaga 5. Neye yoracagımı bilemedim.
22 Ocak 2010 Cuma
defilecik.
Seçmeli olarak moda'dan Defile Koreografisi ve Organizasyonu dersini aldığımdan daha önce bahsetmiştim. Dün final defilemizi yaptık. Bitti. "İyi ki bu dersi almışım" diyemiyorum ama "Allah kahretsin nerden bulduk ki bunu biz?" de demek istemiyorum. Bazı notlarım var;
Defile Koreografisi ve Organizasyonu demek uzun uzun mankenlere giysileri giydirip bi podyumun üzerinde yürütmek demek değilmiş. Kıyafetleri seçermişsin, sıralarmışsın, sonra mankenleri seçermişsin, boy sırasına sokarmışsın ve numaralandırırmışsın. Fakat listede yaptığın bu mükemmel düzen asla işlemezmiş çünkü her manken her verdiğin giysiye sığmazmış. Bu gibi durumlarda çakallık yapıp mankenlerin yerini değiştiremezmişsin çünkü o zaman yeri değişen mankenimizin 2. kıyafeti giymesi için yeterli süre kalmazmış. "O halde kıyafetlerin yerini değiştirelim" de diyemezmişsin çünkü onları renk,kumaş ve modellerini baz alarak sıralamıştın.
Çok güzel müzikler seçermişsin ama kısa gelirlermiş, ya daha baska müzikler eklermişsin ya da şarkıyı uzatırmışsın.
Soyunma odanı, kulisini, bilgisayar sınıfının yanına kurarsan temizlikçi beyler girer çıkarken göz ucuyla bakarmış mankenlerine.
Kafana göre çok güzel podyum ve sahne tasarlarmışsın para bulamazmışsın, tasarımı sadeleştirir değiştirirmişsin, asla kafandaki gibi olmazmış. E artık olana razı gelirmişsin çünkü çok vaktin yokmuş.
Her grup birbirinin mankenini kullanırmış, manken trafiği karışır yetiştiremezmişsin.
"Hazırlık aşaması videosunu ben okulda editleyebilirim" dersen, olay tamamen üzerine kalırmış. Okul bilgisayarı kaldırmazmış ama kimse "Tamam o zaman iptal edelim" demezmiş, evine alırmışsın evdeki bilgisayarın da kaldırmazmış, gene kimse "Olsun canım iptal edelim" demezmiş, sabah gelir okulun başka bilgisayarında çalışırmışsın o da bozulurmuş ama gene inatla kimse "Olmucağı varmış iptal edelim artık" demezmiş, seni diğer binaya yollarlarmış çünkü sen bu işe baş koydun bi kere, o bilgisayarları da işlem sırasında sormadan kapatırlarmış bu sefer gene kimse "İptal ediyoruz artık" demediği gibi bir de "Hangisine elini atsan bozuluyor sende bir şey var heralde" gibi garip bi cümleyle karşılaşırmışsın. Saatlerini bu başarısızlığa harcadığın yetmezmiş gibi son anda yaptığın powerpoint'e kimse kafasını cevirip bakmazmış bile.
Dönem boyu arkası dönük konuşan insanlar sıkıştıklarında size gelip "Ya nolur yardım edin giydirmeye bizim yetişmiycek" derlermiş ama çok ta iyi bi insan olmadığın için kafanı çevirir kanepelere yönelirmişsin, nasılsa senin defilen çoktan bitmiştir.
Mankenlerden bazıları son anda "Ama bu elbise çok kısa, giyemeeeeem" tribine bağlarlarmış, diz çöküp onlara laf anlatmaya çalışırmışsın. Okul öğrencisi olan mankenler dışarıdan gelenlerden çok daha güzel olurlarmış, hem fiziksel hem de insanlık açısından. Çok uzağa bakmamak lazımmış, bizim okulda baya cevherler varmış.
Sabah 10'dan akşam 7'ye kadar aç kalırmışsın, verilen ikramlar ve şaraplar 5para etmez olurmuş, bir kere bile oturmazmışsın artık başın dönermiş, yatağa yattığında uyumaz direk bayılırmışsın ama bu hep böyleymiş. Böyleymiş yani bu iş.
Ben bunları öğrendim bu sikko dersten. Ha bi de bir şey daha öğrendim; asla koreograf olmayacağım. İkinci dönem başka bir sikko seçmeli derste görüşmek üzere. Saygılar.
*Bi de; hazırlık aşamasından bir kaç fotoğraf paylaşayım bari, videoyu elime geçince koyucam.

Defile Koreografisi ve Organizasyonu demek uzun uzun mankenlere giysileri giydirip bi podyumun üzerinde yürütmek demek değilmiş. Kıyafetleri seçermişsin, sıralarmışsın, sonra mankenleri seçermişsin, boy sırasına sokarmışsın ve numaralandırırmışsın. Fakat listede yaptığın bu mükemmel düzen asla işlemezmiş çünkü her manken her verdiğin giysiye sığmazmış. Bu gibi durumlarda çakallık yapıp mankenlerin yerini değiştiremezmişsin çünkü o zaman yeri değişen mankenimizin 2. kıyafeti giymesi için yeterli süre kalmazmış. "O halde kıyafetlerin yerini değiştirelim" de diyemezmişsin çünkü onları renk,kumaş ve modellerini baz alarak sıralamıştın.
Çok güzel müzikler seçermişsin ama kısa gelirlermiş, ya daha baska müzikler eklermişsin ya da şarkıyı uzatırmışsın.
Soyunma odanı, kulisini, bilgisayar sınıfının yanına kurarsan temizlikçi beyler girer çıkarken göz ucuyla bakarmış mankenlerine.
Kafana göre çok güzel podyum ve sahne tasarlarmışsın para bulamazmışsın, tasarımı sadeleştirir değiştirirmişsin, asla kafandaki gibi olmazmış. E artık olana razı gelirmişsin çünkü çok vaktin yokmuş.
Her grup birbirinin mankenini kullanırmış, manken trafiği karışır yetiştiremezmişsin.
"Hazırlık aşaması videosunu ben okulda editleyebilirim" dersen, olay tamamen üzerine kalırmış. Okul bilgisayarı kaldırmazmış ama kimse "Tamam o zaman iptal edelim" demezmiş, evine alırmışsın evdeki bilgisayarın da kaldırmazmış, gene kimse "Olsun canım iptal edelim" demezmiş, sabah gelir okulun başka bilgisayarında çalışırmışsın o da bozulurmuş ama gene inatla kimse "Olmucağı varmış iptal edelim artık" demezmiş, seni diğer binaya yollarlarmış çünkü sen bu işe baş koydun bi kere, o bilgisayarları da işlem sırasında sormadan kapatırlarmış bu sefer gene kimse "İptal ediyoruz artık" demediği gibi bir de "Hangisine elini atsan bozuluyor sende bir şey var heralde" gibi garip bi cümleyle karşılaşırmışsın. Saatlerini bu başarısızlığa harcadığın yetmezmiş gibi son anda yaptığın powerpoint'e kimse kafasını cevirip bakmazmış bile.
Dönem boyu arkası dönük konuşan insanlar sıkıştıklarında size gelip "Ya nolur yardım edin giydirmeye bizim yetişmiycek" derlermiş ama çok ta iyi bi insan olmadığın için kafanı çevirir kanepelere yönelirmişsin, nasılsa senin defilen çoktan bitmiştir.
Mankenlerden bazıları son anda "Ama bu elbise çok kısa, giyemeeeeem" tribine bağlarlarmış, diz çöküp onlara laf anlatmaya çalışırmışsın. Okul öğrencisi olan mankenler dışarıdan gelenlerden çok daha güzel olurlarmış, hem fiziksel hem de insanlık açısından. Çok uzağa bakmamak lazımmış, bizim okulda baya cevherler varmış.
Sabah 10'dan akşam 7'ye kadar aç kalırmışsın, verilen ikramlar ve şaraplar 5para etmez olurmuş, bir kere bile oturmazmışsın artık başın dönermiş, yatağa yattığında uyumaz direk bayılırmışsın ama bu hep böyleymiş. Böyleymiş yani bu iş.
Ben bunları öğrendim bu sikko dersten. Ha bi de bir şey daha öğrendim; asla koreograf olmayacağım. İkinci dönem başka bir sikko seçmeli derste görüşmek üzere. Saygılar.
*Bi de; hazırlık aşamasından bir kaç fotoğraf paylaşayım bari, videoyu elime geçince koyucam.

20 Ocak 2010 Çarşamba
estağfurullah bakışı.
Bu beyefendiler "massimo martini design awards"un kazananlarıymış. Soldan sağa dogru Almanyadan ve İsrailden katılan 1. ve 3. lerimiz gayet kendinden emin, gururlu, mutlu bir duruş sergiliyorlar. Resmen yüzlerinden "Evet. Yaptım ve kazandım, mutluyum!" cümleleri okunuyor. Ama 2.lik ödülünü alan Japon Shuhei Senda öyle mi hiç? Gayet "Estağfurullah.. Bir şeyler yaptık ama işte sizin takdiriniz" bakışı o. Ellerinide önde bağladı muhtemelen. Mütevazi ya adam. Böyle böyle başarılı oluyolar. Gerçi birinciliği Alman'a kaptırmış ama olsun. Bugun 2 yarın 1.
18 Ocak 2010 Pazartesi
yehha.
Bugün üstümden koca bir yük kalktı. Gerçekten de kalktı. Daha finaller bitmedi, bir yazılı ve muhtemelen fiyaskoyla sonlanacak bi defilemiz kaldı ama olsun.
Son 3 gündür ortalama 10 saat uyuyan bir grup son sınıf endüstriyel tasarım öğrencisi olarak bugün final projelerimizi sergiledik. Jürilere her zaman bok atılır ama bence sergi olayı keyifli. Aslında 8-10 kere aynı şeyi anlatmak, çok ilginç(!) sorular alıp durmak bazen sıkıcı ve yorucu olabiliyor ama herkesi öyle işleri önünde bir şeyler yapmaya, derdini anlatmaya, birilerini ikna etmeye çalışırken görmek çok hoşuma gidiyor.
Yapılan masraf da cabası. Sabah sadece çıktılara verdiğim 44tl evlat acısı gibi oturdu. Kendimi 35'e ayarlamıştım ve bunu çıktıcıda defalarca yüksek sesle dile getirdim yetkililerle ve arkadaslarımla sohbet esnasında. Buna rağmen kasadaki kadının "44tl" demesi beni şaşırttı :). Gerçi geçen yıllarda cok daha masraflı oluyordu diye hatırlıyorum ama bu yıl krizden midir nedir hepimize dert oldu. Hadi ben gene iyi atlattım. Kemeraltından hallettim model işimi. Her zaman söylerim, Kemeraltı bizi güçlü eder. Ama ürün tasarımı okuyup birebir modelleyen arkadaşların halini düşünemiyorum bile. Gerçi gördüm. "1 lira var mı abi?" "Abi 2bucuk liran var mı be yicek bişiler alcam?".
Her şeye ragmen iyidi ya. Rahatlık iyidir. Bi de uyursam yarın öğlenlere kadar. Oh.
*bi de; sanırım artık mezuniyet projesi için bi konu bulunsa iyi olur. sanki.
Son 3 gündür ortalama 10 saat uyuyan bir grup son sınıf endüstriyel tasarım öğrencisi olarak bugün final projelerimizi sergiledik. Jürilere her zaman bok atılır ama bence sergi olayı keyifli. Aslında 8-10 kere aynı şeyi anlatmak, çok ilginç(!) sorular alıp durmak bazen sıkıcı ve yorucu olabiliyor ama herkesi öyle işleri önünde bir şeyler yapmaya, derdini anlatmaya, birilerini ikna etmeye çalışırken görmek çok hoşuma gidiyor.
Yapılan masraf da cabası. Sabah sadece çıktılara verdiğim 44tl evlat acısı gibi oturdu. Kendimi 35'e ayarlamıştım ve bunu çıktıcıda defalarca yüksek sesle dile getirdim yetkililerle ve arkadaslarımla sohbet esnasında. Buna rağmen kasadaki kadının "44tl" demesi beni şaşırttı :). Gerçi geçen yıllarda cok daha masraflı oluyordu diye hatırlıyorum ama bu yıl krizden midir nedir hepimize dert oldu. Hadi ben gene iyi atlattım. Kemeraltından hallettim model işimi. Her zaman söylerim, Kemeraltı bizi güçlü eder. Ama ürün tasarımı okuyup birebir modelleyen arkadaşların halini düşünemiyorum bile. Gerçi gördüm. "1 lira var mı abi?" "Abi 2bucuk liran var mı be yicek bişiler alcam?".
Her şeye ragmen iyidi ya. Rahatlık iyidir. Bi de uyursam yarın öğlenlere kadar. Oh.
*bi de; sanırım artık mezuniyet projesi için bi konu bulunsa iyi olur. sanki.
13 Ocak 2010 Çarşamba
boyu boyuma.
Bu ayın fotoğrafı budur!
1buçuk metrelik dostum B.S. boyu boyuna arkadaşlar bulmuş.
Bebeklerin boyu 130cm. Kutusunda yazıyor. Bravo B.S. İnsan böyle kendini bilmeli.
*bi de; "ben eğleniyorum, daha yeni şeylerle geleceğim" dedi 1buçuk.
11 Ocak 2010 Pazartesi
tadilatta.
Arkadaşlarımız vasıtasıyla yeni ortamlara gireriz, hiç tanımadığımız insanlarla muhabbet etmeye, tanışmaya başlarız. Güncel konulardan, genelde de ortak olan insandan bahsedilir. Sonra bir an gelir ve pek de farkedilmeyen 7 saniyelik bi sessizlik olur. O an ortamdan biri hep bu anlara sakladığı bi hikayeyi, anektodu anlatmaya başlar. Herkesin böyle zamanlar için kenarda tuttuğu bi acil durum anısı vardır. O hikayeden ya bi ders çıkartılır üzerine konuşulur ya da o konudan sonra laf lafı açar ve sıkıntı giderilmiş olur.
Ben artık benimkini değiştirmek istiyorum. Çünkü benim yaşadığım bir şey bile değil. Hadi onu geçtim, tanıklık ettiğim ya da tanıdığım bir insanın anısı bile değil! Arkadaşımın arkadaşının yaşadığı, arkadaşımın da başka bir arkadaşından duyduğu bir şey bu. Ama bi hikaye her zaman mı işe yarar ya! Yaklaşık 4 yıldır aynısını kullanıyorum. Burada da paylaşıp buna bi son vermeye karar verdim. Olay şu;
"Ya esas, o değil de; bi gün bi arkadaşımın 2 arkadaşı Konak Pier'de sinemaya gidiyo tamam mı, kızlar bakıyolar böyle film afişlerine.. Sonra birinin telefonu çalıyo, açıyo işte, diyo ki; 'Kızım, çok ünlü bi fransız filmi gelmiş galiba, bütün salonlarda o oynuyoo tadil-atta diye bi şey'"
Yani tam olarak yanlış telaffuzu yazıyla nasıl verebilirim bilmiyorum ama araya - (tire) koyarsam bi de onu hızlıca okursak oluyor. İşte bu kızlarımızın yaşadığı saflık, bir kelimeyi yanlış okumaları, birden başka muhabbetlere gebe oluyor. Ya onların kişiliği üzerinden devam ediliyo ya da herkes başka yanlış telaffuzlardan bahsediyor.
Beni yaklaşık 4 yıldır zor anlarımda kurtardıkları için teşekkür ederim. Ama sanırım artık kendi anılarımla devam etmek istiyorum. Böyle bir dayanağım olmazsa eminim aklıma bir şeyler gelir. Ya da biraz kendimi geriye çeker ve o sıkıntılı ortamı dağıtmaya çalışan kişi olmaktan vazgeçerim. İzlerim böyle beklerim biraz da başkaları kendini ortaya atsın diye.
*bi de, biliyorum çok saçma ama çok oluyor bu olay.
**bi de, başka muhabbetlere gebe olmak.
Ben artık benimkini değiştirmek istiyorum. Çünkü benim yaşadığım bir şey bile değil. Hadi onu geçtim, tanıklık ettiğim ya da tanıdığım bir insanın anısı bile değil! Arkadaşımın arkadaşının yaşadığı, arkadaşımın da başka bir arkadaşından duyduğu bir şey bu. Ama bi hikaye her zaman mı işe yarar ya! Yaklaşık 4 yıldır aynısını kullanıyorum. Burada da paylaşıp buna bi son vermeye karar verdim. Olay şu;
"Ya esas, o değil de; bi gün bi arkadaşımın 2 arkadaşı Konak Pier'de sinemaya gidiyo tamam mı, kızlar bakıyolar böyle film afişlerine.. Sonra birinin telefonu çalıyo, açıyo işte, diyo ki; 'Kızım, çok ünlü bi fransız filmi gelmiş galiba, bütün salonlarda o oynuyoo tadil-atta diye bi şey'"
Yani tam olarak yanlış telaffuzu yazıyla nasıl verebilirim bilmiyorum ama araya - (tire) koyarsam bi de onu hızlıca okursak oluyor. İşte bu kızlarımızın yaşadığı saflık, bir kelimeyi yanlış okumaları, birden başka muhabbetlere gebe oluyor. Ya onların kişiliği üzerinden devam ediliyo ya da herkes başka yanlış telaffuzlardan bahsediyor.
Beni yaklaşık 4 yıldır zor anlarımda kurtardıkları için teşekkür ederim. Ama sanırım artık kendi anılarımla devam etmek istiyorum. Böyle bir dayanağım olmazsa eminim aklıma bir şeyler gelir. Ya da biraz kendimi geriye çeker ve o sıkıntılı ortamı dağıtmaya çalışan kişi olmaktan vazgeçerim. İzlerim böyle beklerim biraz da başkaları kendini ortaya atsın diye.
*bi de, biliyorum çok saçma ama çok oluyor bu olay.
**bi de, başka muhabbetlere gebe olmak.
9 Ocak 2010 Cumartesi
lütfen yanlış anlamayın.
Bugün M.Ş. ile Agora Peximette otururken, o da herkes gibi tavuk bazi yedi bense yanındaki tatlıyı asla sınıflandıramadıgım çaydan içiyorum, çapraz masamızdaki yaşlarını kestiremedigimiz ama orta okulda olduklarını düşündüğümüz 3 kıza takıldı gözüm. Güzel güzel giyinmişler kahkahalarla yemek yiyorlar birbirlerine sataşıyorlar, yani baya eğleniyolardı.
Bi an gözlerim doldu, kendi ortaokul yıllarım aklıma geldi.. Neden ortaokuldayken her haftasonu en az 10 kişi dışarı çıktığımızı sorguladım. Neyse ki yalnız değilmişim, M.Ş. ler de öyle aşırı kalabalık çıkarlarmış dışarı. 10-15 kişi sinemaya gitmek, BurgerKing'in aşırı sıcak altkatında masaları birleştirmek, hep böyle geçti 1-2 yıl. O kızlara özendik. Onlar şuan 3 çok yakın arkadaştı ve muhtemelen bundan 10 yıl sonra gene öyle olucaklar. Zaten hepimizin öyle olur. Çok kişiler eklenir ama o kemik bozulmaz, bozulamaz.
Neden böyle bir şey yaptığımızı hiç bilmiyorum, büyük ihtimalle çok sempatiklerdi diye, oturup onlara not yazdık.
Fotograf makinam olmadıgı için(!) onlara verdigimin fotografını koyamıyorum ama müsfette(!) olanı paylaşmak istiyorum. Deneme yazım hiç okunmadığından hepsini buraya tekrar yazıcam.
"Merhabalar;
Biz şuan peximette çapraz masanızda oturan Ekonomi Üniversitesi İçmimarlık ve Endüstriyel Tasarım bölümlerinden mezun olmak üzere olan 2 arkadaşız.
Sizi görünce eski günlerimiz aklımıza geldi. Tam olarak yaşınızı kestiremiyoruz ama biz o yaşlardayken sürü halinde geziyorduk ve sizin bu çekirdek halinize çok özendik.
Gerçek dostluklar inanın o zamanlardan kalıyor. İlerde çok fazla insanla tanışılıyor fakat hiç biri o dostluklar gibi olmuyor.
Belki bize şuan bunu yazdığımız için gerizekalı gözüyle bakıyorsunuz ama umrumuzda değil.
Sadece paylaşmak istedik.
Kendinize iyi bakın. Süpersiniz.
Cansu.Melike."
Yazdım, sapık gibi masalarına gittim. "Merhaba, yanlış anlamayın ama biz size bi şey yazdık onu vericem ben şimdi. Öyle yani. Afiyet olsun." dedim, suratlarındaki o "noluyo yaa? noluyo?" ifadesini görünce de utanıp arkamı döndüm kaçtım. Önce ne olduğunu anlamadılar haklı olarak ama sonra okudukça gülmeye başladılar, bi diğeri ellerinden çekti almaya çalıştı falan, sonra gülerek bize bakıp "13!", "13 yaşındayız! teşekkürler." dedi. Sonra içlerinden biri yanımıza gelip kalemimizi aldı, belli altta kalmıycaklar yani :) ve bize peçete kağıdına yazılmış şu cevabı ilettiler.
Gerçekten tam olarak niye böyle bir şey yaptım bilmiyorum ama ne biliyim işte. Öyle geldi içimden, çok istedim.
*bi de; isimlere gel ya, nerede o ayşeler aliler.
Bi an gözlerim doldu, kendi ortaokul yıllarım aklıma geldi.. Neden ortaokuldayken her haftasonu en az 10 kişi dışarı çıktığımızı sorguladım. Neyse ki yalnız değilmişim, M.Ş. ler de öyle aşırı kalabalık çıkarlarmış dışarı. 10-15 kişi sinemaya gitmek, BurgerKing'in aşırı sıcak altkatında masaları birleştirmek, hep böyle geçti 1-2 yıl. O kızlara özendik. Onlar şuan 3 çok yakın arkadaştı ve muhtemelen bundan 10 yıl sonra gene öyle olucaklar. Zaten hepimizin öyle olur. Çok kişiler eklenir ama o kemik bozulmaz, bozulamaz.
Neden böyle bir şey yaptığımızı hiç bilmiyorum, büyük ihtimalle çok sempatiklerdi diye, oturup onlara not yazdık.
Fotograf makinam olmadıgı için(!) onlara verdigimin fotografını koyamıyorum ama müsfette(!) olanı paylaşmak istiyorum. Deneme yazım hiç okunmadığından hepsini buraya tekrar yazıcam."Merhabalar;
Biz şuan peximette çapraz masanızda oturan Ekonomi Üniversitesi İçmimarlık ve Endüstriyel Tasarım bölümlerinden mezun olmak üzere olan 2 arkadaşız.
Sizi görünce eski günlerimiz aklımıza geldi. Tam olarak yaşınızı kestiremiyoruz ama biz o yaşlardayken sürü halinde geziyorduk ve sizin bu çekirdek halinize çok özendik.
Gerçek dostluklar inanın o zamanlardan kalıyor. İlerde çok fazla insanla tanışılıyor fakat hiç biri o dostluklar gibi olmuyor.
Belki bize şuan bunu yazdığımız için gerizekalı gözüyle bakıyorsunuz ama umrumuzda değil.
Sadece paylaşmak istedik.
Kendinize iyi bakın. Süpersiniz.
Cansu.Melike."
Yazdım, sapık gibi masalarına gittim. "Merhaba, yanlış anlamayın ama biz size bi şey yazdık onu vericem ben şimdi. Öyle yani. Afiyet olsun." dedim, suratlarındaki o "noluyo yaa? noluyo?" ifadesini görünce de utanıp arkamı döndüm kaçtım. Önce ne olduğunu anlamadılar haklı olarak ama sonra okudukça gülmeye başladılar, bi diğeri ellerinden çekti almaya çalıştı falan, sonra gülerek bize bakıp "13!", "13 yaşındayız! teşekkürler." dedi. Sonra içlerinden biri yanımıza gelip kalemimizi aldı, belli altta kalmıycaklar yani :) ve bize peçete kağıdına yazılmış şu cevabı ilettiler.
*bi de; isimlere gel ya, nerede o ayşeler aliler.
fromkeetra.
Just Between You and Me _ objects of co-dependency
Görür görmez aklıma "aşkım bokunu yiyim!" temalı çiftler geldi. Bence Keetra Dean Dixon da onlardan yola çıkmış olmalı. Evet; bağlılık, bağımlılık, illa bi paylaşımcılık, hatta obsesifliği anlatıyormuş ama yok yani, kesin etrafında çıkış noktası olarak baz aldığı bi çift vardı. Eminim. Çok şükür benim etrafımda yok.
Aslında her obje balon kadar mantıklı gelmiyor. Mantık aramıyorum da, ya hepsi aynı şeyden bahsetmiyor, ya da ben yanlış düşünüyorum. Gerçi bunu yorumlamak bana düşmez heralde.
Her şey tamam ama, en itici objenin "how to use" gibi bi fotoğrafı olmak zorunda mıydı?
Çok kötü ya. Bi de bazı balonlar zor olur. Ciğerini bırakırsın şişiriceksin diye. Umarım onlardan değildi. Boğulma potansiyeli de yükselir. Üzülürüm.
Başka objeler de var. tamburada. (tambura?)
Görür görmez aklıma "aşkım bokunu yiyim!" temalı çiftler geldi. Bence Keetra Dean Dixon da onlardan yola çıkmış olmalı. Evet; bağlılık, bağımlılık, illa bi paylaşımcılık, hatta obsesifliği anlatıyormuş ama yok yani, kesin etrafında çıkış noktası olarak baz aldığı bi çift vardı. Eminim. Çok şükür benim etrafımda yok.
Aslında her obje balon kadar mantıklı gelmiyor. Mantık aramıyorum da, ya hepsi aynı şeyden bahsetmiyor, ya da ben yanlış düşünüyorum. Gerçi bunu yorumlamak bana düşmez heralde.
Her şey tamam ama, en itici objenin "how to use" gibi bi fotoğrafı olmak zorunda mıydı?
Çok kötü ya. Bi de bazı balonlar zor olur. Ciğerini bırakırsın şişiriceksin diye. Umarım onlardan değildi. Boğulma potansiyeli de yükselir. Üzülürüm.Başka objeler de var. tamburada. (tambura?)
7 Ocak 2010 Perşembe
tabi ki hayır.
Annem, abim(Can) ve ben sofradayız...
Can: Ha anne bu arada, bu kız sigara içiyo haberin olsun.
Cansu: İhahieahahi (ne dicegini bilemeyince çıkartılan yersiz kıkırdama sesleri) olur mu canım öyle şey ihieahiia tabi ki de içmiyorum.
Anne: A-aa. Yok canım içmiyodur o.
Can: Yok yok valla içiyo, teyzemler falan da bilio.
Cansu: İheahahiahii, ya çok arada yani.
Anne: Sen mi veriyosun Can! Evde içmiyodur ama.
Cansu: Evde içmiyorum hiç olur mu öyle şey ihahieahehi
Can: Valla geliyo odama geceleri de içiyo 1-2 tane.
Anne: Benim yanımda içemezsin.
... sessizlik......
Cansu: Anne ben otlakçıyım zaten!
...
Cansu: Neyse bugun bi film izledim ben..
Annemin hayatında hiç sigara içmediğini ve nefret ettigini düşünürsek, baya kolay oldu ya... Oh be..
Can: Cansu ben odama gidiyorum, bi ara uğra istersen. Ahahhahahha!
Cansu: İheahhiahihi.
Can: Rahatladın dimi?
Cansu: Tabi.
Can: Ha anne bu arada, bu kız sigara içiyo haberin olsun.
Cansu: İhahieahahi (ne dicegini bilemeyince çıkartılan yersiz kıkırdama sesleri) olur mu canım öyle şey ihieahiia tabi ki de içmiyorum.
Anne: A-aa. Yok canım içmiyodur o.
Can: Yok yok valla içiyo, teyzemler falan da bilio.
Cansu: İheahahiahii, ya çok arada yani.
Anne: Sen mi veriyosun Can! Evde içmiyodur ama.
Cansu: Evde içmiyorum hiç olur mu öyle şey ihahieahehi
Can: Valla geliyo odama geceleri de içiyo 1-2 tane.
Anne: Benim yanımda içemezsin.
... sessizlik......
Cansu: Anne ben otlakçıyım zaten!
...
Cansu: Neyse bugun bi film izledim ben..
Annemin hayatında hiç sigara içmediğini ve nefret ettigini düşünürsek, baya kolay oldu ya... Oh be..
Can: Cansu ben odama gidiyorum, bi ara uğra istersen. Ahahhahahha!
Cansu: İheahhiahihi.
Can: Rahatladın dimi?
Cansu: Tabi.
3 Ocak 2010 Pazar
09-10
Haha.
Sanki bir senedir yazıyomuşum gibi blog arşivimin 2009-2010 diye ikiye ayrılmış olması şuan her nedense hoşuma gitti.
Çok çabuk oldu ya :)
Sanki bir senedir yazıyomuşum gibi blog arşivimin 2009-2010 diye ikiye ayrılmış olması şuan her nedense hoşuma gitti.
Çok çabuk oldu ya :)
2 Ocak 2010 Cumartesi
beklentilerim var. evet.
2009 bitti, çok şükür, ve 2010'dan bir takım beklentilerim var. Evet.
Söz uçar yazı kalır, o yüzden bu beklentilerimi listeleyeceğim hıdrellezmişcesine...
* İlk olarak, diploma istiyorum.
* Sürekli dile getirdiğim gibi, beni asla yarı yolda bırakmıycak, aynı anda 3-5 program açabildiğim kallavi bi laptop istiyorum.
* Belki ikibinonda degil ama kendi evime çıkacağım bir zaman ne zaman olacaksa duvara hayvan gibi yansıtabilecegim bi projeksiyon istiyorum. Ama 2010'da en azından bi arkadaşımın evinde olsun da gidip gidip film izliyelim istiyorum.
* Artık Natalie Portman filmleri vizyona girmeye başlasın istiyorum. Nerdeyse dvdleri çıkıcak, lütfen ya yeter artık neden bu kadını bize izletmiyorsunuz. Of, çok doluyum..
* How Met Your Mother 1. sezondaki espri anlayışını tekrar yakalasın istiyorum. "Lets go to the mall" bölümleri gibi kendini 2364723 kez izlettirsin.
* 2010'da iş aramaya başlar başlamaz bulayım istiyorum. İstanbul falan da olur yani, çok seçici(!) değilim.
* Henüz adına karar verilememiş olan tasarım "ofisi"miz artık işe başlasın ve belirli bi kesim tarafından baya tutsun, hatta abartmak gerekirse, ihtiyaçlarımızı karşılıycak kadar para kazandırsın istiyorum.
* Kafamda sürekli yeni fikirler olsun, hiç gitmesinler istiyorum.
* Dostlarımdan bir tane bile eksilmesin, bir tane bile artmasın ama yeni insalarla da tanışayım istiyorum.
* Amazon'dan Türkiye'ye free shipping olsun istiyorum.
* Yurtdışına çıkayım arkadaşlarımı ziyaret edeyim istiyorum.
* Bi bebek kuzen istiyorum.
* Şans istiyorum.
* Kafam rahat olsun istiyorum.
Olmucak şeyler değil bunlar sayın 2010. Bunların hepsini senden istiyorum. Ben uğraşmıyım sen uğraş istiyorum.
*bi de; İclal Aydın twitter'dan sıkılsın, bıraksın istiyorum.
Söz uçar yazı kalır, o yüzden bu beklentilerimi listeleyeceğim hıdrellezmişcesine...
* İlk olarak, diploma istiyorum.
* Sürekli dile getirdiğim gibi, beni asla yarı yolda bırakmıycak, aynı anda 3-5 program açabildiğim kallavi bi laptop istiyorum.
* Belki ikibinonda degil ama kendi evime çıkacağım bir zaman ne zaman olacaksa duvara hayvan gibi yansıtabilecegim bi projeksiyon istiyorum. Ama 2010'da en azından bi arkadaşımın evinde olsun da gidip gidip film izliyelim istiyorum.
* Artık Natalie Portman filmleri vizyona girmeye başlasın istiyorum. Nerdeyse dvdleri çıkıcak, lütfen ya yeter artık neden bu kadını bize izletmiyorsunuz. Of, çok doluyum..
* How Met Your Mother 1. sezondaki espri anlayışını tekrar yakalasın istiyorum. "Lets go to the mall" bölümleri gibi kendini 2364723 kez izlettirsin.
* 2010'da iş aramaya başlar başlamaz bulayım istiyorum. İstanbul falan da olur yani, çok seçici(!) değilim.
* Henüz adına karar verilememiş olan tasarım "ofisi"miz artık işe başlasın ve belirli bi kesim tarafından baya tutsun, hatta abartmak gerekirse, ihtiyaçlarımızı karşılıycak kadar para kazandırsın istiyorum.
* Kafamda sürekli yeni fikirler olsun, hiç gitmesinler istiyorum.
* Dostlarımdan bir tane bile eksilmesin, bir tane bile artmasın ama yeni insalarla da tanışayım istiyorum.
* Amazon'dan Türkiye'ye free shipping olsun istiyorum.
* Yurtdışına çıkayım arkadaşlarımı ziyaret edeyim istiyorum.
* Bi bebek kuzen istiyorum.
* Şans istiyorum.
* Kafam rahat olsun istiyorum.
Olmucak şeyler değil bunlar sayın 2010. Bunların hepsini senden istiyorum. Ben uğraşmıyım sen uğraş istiyorum.
*bi de; İclal Aydın twitter'dan sıkılsın, bıraksın istiyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


