Twitterda islamisohbet.net gibisinden bi siteyle karşılaşınca hadi bi girelim dedik ama kullanıcı adını canıms olarak alırken sonuçlarını tahmin dahi etmemiştim. Böyle de hoş bir manzara çıktı karşıma.
Twitterda islamisohbet.net gibisinden bi siteyle karşılaşınca hadi bi girelim dedik ama kullanıcı adını canıms olarak alırken sonuçlarını tahmin dahi etmemiştim. Böyle de hoş bir manzara çıktı karşıma.
Bi süredir devam eden "sabah kalkar kalkmaz ve dışarı çıkmadan hemen önce 90lar türkçe pop" ritüelimiz kendi aramızda o zamanları hatırlama ve basımızdan gecenleri anlatma olayına dönüştü. Ve farkettim ki çoğumuz aynı şeyleri yaşamışız.O, okul kapanır kapanmaz Çeşmeye taşınıp 3 ay İzmir'e dönmedigimiz müthiş yıllardaki değişimi hepimiz aynı yollardan gecerek anlamışız. Benim en çok aklımda kalan, haftanın 3 günü annelerimizin bizi ayayorgi koyundaki paparazzi'ye götürdüğü "Yiyin çocuklar. İç kızım ne istiyosan iç. Ay hadi midye de yiyelim. Akşam üzeri gitmeden darı da yeriz. Tamam hadi siz deniz bisikletine binin." cümleleriyle koca bir günü mutluluk ve bolluk içersinde oranın kralı bizmişiz gibi geçirdigimiz günler. Saat 6 gibi de siteye dönülür havuz kenarında keyif devam ettirilirdi.
Sonra bi şey oldu. Tabi ben o zaman bilmiyorum ne oldugunu. Kriz mi neymiş. Neyse. Bi baktım haftada 1 gitmeye başladık biz o plajlara. Bi baktım yeni bi şey alınmış, buzluk çantası. İçine 6 tane kola koyabiliyosun ve soguk tutuyor. Tam olarak nerde işimize yarayacagını anlayamamıştım. Ta ki onunla Paparazzi'ye gidene kadar. Bi baktım evde tıka basa yedirilip gidiyoruz. Kola içmek için arabaya dönüyoruz falan. Dedim noluyo ya? Noluyooo? Böyleymiş artık, dışarda para harcanmazmış çok. O an anladım ki bi şeyler değişiyor.
Şimdi o Paparazzi'de başka bi uygulama var (yıllardır). El mahkum bi miktar para verip giriyorsun, onu orada harcıyosun. "İlla bizde yiceksiniz" gibi bi tutum da diyebiliriz. "Acaba bizim yüzümüzden mi? Acaba..." diye düşünmeden edemiyorum...
Her denediğimi aldığımız Berk bebenin önünden değil de karşı kaldırımından yürümeye başladıgımızda da bi şeyleri farketmiştim de giysiye düşkünlüğüm olmadıgından bende cok bi etki bırakmamıştı. Ama o Çeşmedeki değişim... Olacak iş değil. Neyse ki hepimiz yaşamışız.
*bi de; o buzluk çantaları duruyo hala.
**bi de; bunları yazdım diye sanılmasın ki hala kendi içecegimle gidiyorum. ama evet içip gidiyorum.
Biraz eski ama, olsun. Limon sıkacağıyla başlayan amcamızın dürüst konuşması. Ayşe Yemişcigile gelsin.
Hayatımda ilk defa ailem olmadan yeni bi yere yerleştigimden kendime bir takım notlarım var. Aslında çok arabesk olucak ama şuan yaşadığım insanlara da ailem desem pek de abartmış olmam. Hangimiz biraz arabesk degiliz ki.
Notlara bir yerden başlamam lazım:
* Kızartma yapıcaksan etrafa gazete sermeyi unutma. Ocak-yağ-cif kombinasyonunu sevmiyorsun.
* Uyumadan hemen önce yaşam alanına oda spreyi sıkma. Burun ve geniz yanması uyutmaz.
* Sıkıldığını belli etme. Ser ve sır verme. Açığa çıkmaya başladın.
* Her gelenden gazlı içecek getirmelerini istemek ayıp bi şey degildir.
* Ses kayıt cihazını duvara asarak "her an açık olabilir, özellikle ben yokken." gibi şakalar yapma. Söylediklerinde gerçeklik payı oldugunu herkes biliyor.
* Film önerilerinde bulunma. Ne gerek var.
* 2 yemek yaptın diye "ben yaparım yaa yemek ne gerek var, hepsini yaparım" deme. Yapamazsın.
* İnternetin en çok çektigi alanı parselleyerek başkalarının hakkını(!) yeme. O nasıl bi bencillik öyle.
* Tanımadığın insanlara da iyi davran. Sonuçta birilerinin arkadaşı olabilirler.
* Duvarlardaki her boş çiviye bir şey geçirmek zorunda değilsin. Gerçekten.
Şimdilik böyle. Not bad.. Not bad..

bu yıl yapmak istedigim tam olarak olmasa da bir çok yönden bu gençlerin yaptıkları gibi bi şeydi. Hiç açıklayıcı değilim.
Ne de güzel eglenmişler. Darısı başımıza.
Favorim:
Falling Balloons from Tell No One on Vimeo.
Yaz geliyor, bilimum mezuniyet ve düğünler var önümüzde.
21 yaşında olmama ragmen ergen bir genç kız gibi benim en büyük sorunum topuklu ayakkabılar. E tabi yılda taş çatlasın 2-3 kez giyince ayak alışmıyor. Dünyanın en leş antiortapedik ayakkabısı olan converse kalıbına alışan ayak "high heels" görünce şaşkınlığını tüm vücuda hissettiriyor. O eller, bacaklar, ayaklar, omurilik ve bilimum eklem yerleri oynatıcısı tarafından terk edilmiş bir kukla gibi bi ayrı oynamaya başlıyo.
Neyseki bir bilgi okyanusu olan internet alemine bununla ilgili bir takım şeyler paylaşılmış. Çok aydınlandım. Bu işten para kazanan insanların oldugunu düşünmekse cok ayrı bi konu.
*bi de; ben kesinlikle ikinci tripteyim.
**bi de; benim de o duruşta bi hocam olsun ama.
farkettim ki bu şarkıya geldigimde ders çalışamıyorum. ayağa falan kalkıyorum. çalışamıyorum. sildim tabi. beni masada oturtup ekrana mal mal bakmamı saglıycak müziklere ihtiyacım var.
"Of ya sen ne zaman askere gidiyosun hadi artık biraz huzur bulayım." "Seni bi askere alsınlar da gör."
"Askerdeyken de beni kontrol edebilcegini mi zannediyosun. Haberin bile olmuycak."
Son 2 aydır yaşadığımız her kavgada kullandığım bu iğrenç cümlelerden pişman olcağımı hiç düşünmemiştim. Ya evet aslında cok açıktı üzülcegim ama hep "ilk bi kaç ay pek üzülmem de sonra koyar tabi, boru degil 15 ay" diye kuruyodum kafamda.
Bütün hafta en güzel en ağır yemekleri yedik. Börek dedi börek geldi ciğer dedi ciğer pişti. Aile ziyaretleri, kakara kikiri derken dün sabah kafama dank etti. Baktım baya yeşil atlet falan deniyo eşyalarını hazırlamış, çirkin plastik terlikleri falan var, yerinde duramıyo sürekli bi hareket, annem gelmiş "ibrahim tatlıses - bitanem indirsene. bi oglum olsun adı can olsun. dinleriz." falan diyo bana gözleri yaşlı. O an anladım. O an dedim dramatik bir şeyler oluyor. 2 ay tatile gitse sonra uzatsa 15ay'a hiç böle olmaz ama o sıfat var ya işte "asker" ya bu, vatan o'na emanet ya hani, her istediginde de konuşamıyosun zaten göremiyosun ya, bi de koşturtcaklar, tuvalette temizlettiriyolarmış falan diye düşünüyosun, ordan burdan ne duyduysan kafanda o'nu da oraya yerleştiriyosun, "ya çok mantıksız, resmen 15ayını çalıyolar" demiyosun da "hayırlı teskereler, güle güle git güle güle gel hakkında hayırlısı olsun" diye anında teslim oluveriyosun ve aglıyosun.
Annem sagolsun hepimiz yerine agladıgından can ve ben pek o mod'a girmedik. Beni kötü yapan olay degil, fikri. Gece hiç rahat uyuyamadım, midem yandı, bulandı, bi heycan bi heycan, sanki ben gidiyorum. Ama sabah kalktık, geçirirken hiç bir şey yok, her sey çok normal. Her şey gidene kadarmış. Seyahate çıkarken de öyle olur ya hep. Önceki iki gün sırf heycan ama giderken hiç bir şey yok, sadece fikri, hayali etkiliyo. Belki de o "threshold" dedikleri tam olarak o andır. Kafanı hazırladığın an işte o geçiş anı olabilir.
Tabi ki annemi almadık havaalanına, ben, can, babam, kuzenim gittik. Arabanın önünde Türk bayrağı. Ankara yolcusu kalmasın. Sarıldık. Yutkundu. Duydum onu ben. Ağlamamıştım da bi an gidiverdi, tutamadım artık. "Ağlama, ağlarsan ağlarım" dedi. İçimden; "Uyuma. Sen uyursan herkes ölür." dedim. Dışımdan da söliycektim gülsün istedim ama sesim çıkmadı. Ayrıldık. Gitti zaten.
Çok merak ediyorum kimle dalga geçicek kiminle uğraşıcak orda. İnşallah kafasına göre birilerini bulur, bulmasa da uydurur gibi geliyo bana.
Neyse, klişe cümle kurmadan bitirmek istemem;
Artık rahat uyuyun, vatan Can'a emanet. Haha :)
http://www.facebook.com/video/video.php?v=1175551985929&ref=mf
bunu da paylaşmadan geçemem.
sağlığına duacıyım belinay.
bu konu kapandı.
Çok garip şeyler oluyor bu hayatta...
Geçen yıl, canımızın çok sıkıldıgı bir gece, her zaman yaptığımız gibi boşa saralım dedik. Tam 1 yıl sonra nerden bilebilirdim ki tekrar karşılaşacagımı?

Bir arkadaşım, hasbelkader facebookta bir fan page bulmuş. Belinay Bülbül adındaki 5-6 aylık bi bebeğe "public figure" sıfatı adı altında acılmış bi fan page. Bu page de Belinay bebeğin fotografları ve videolarını paylaşıyor ebeveynleri. Ben de dahil olmak üzere yaklaşık 800 tane de fan'ı vardı bu diğerlerinden pek de farkı olmayan bebeğin.
O çok sıkıldıgımız gece 3 kişi Belinay'ın sayfasına saldırdık. Giydiği ortepedik olmayan ayakkabıdan, oturuş bozukluğu yaşatabilecek pozisyonlarına kadar konuştuk fotografların altında. Kendimizce eğlendik. Yeri geldi neden çocuklarına facebook açtıklarını irdeledik. Sonra bu konu kapandı. Ara ara baktık güldük o kadar...
Aradan yaklaşık 1 - 1bucuk yıl geçti, bir gün vapurlar karşıyakaya giderken Belin arkadasım benimle bir şey paylaşacagını fakat metin olmam gerektigini, cok şaşırıcagımı söyledi. Tamam dedim. 3gün önce show ana haber bülteninde 16 aylık Belinay adlı bir bebeğin beynindeki urdan dolayı öldügünü izlediğini söyledi. İnanamadım. Anlamadığım bir şekilde bi yandan gülüp bi yandan ağlıyodum. Yaşı tutuyordu, adı tutuyordu, bebegin fotografını tam görememiş ama o gibi gelmiş ona. Kendimi inanılmaz suçlu hissettim. Asla 100% emin değildik ama gercekten de üzülmüştüm.
Eve döner dönmez internette haberleri araştırdım ve Belinay'a dair hiç bir beyin, ur haberi bulamadım. Dedim uydurdu bu herhalde. Bu arada Belinay Bülbül'ün fan page'inde hiç yeni fotograf yok?? Hatta ve hatta bazı fotograflarına yaptıgımız yorumlar silinmiş??? Onca zaman durdu neden şimdi silindi?
Bu pazartesi, tekrar bir araya geldigimizde 2 körpe beyin bu işi aydınlığa kavuşturmak için hummalı bi araştırmaya giriştiler. Eğer ölmediyse bira içip kutluycaktık, eger öldüyse 5 kişi cuma günü alsancak camiinin önünde 300kişilik (200TL) lokma döktürücektik. O vapurda haberi duydugum anda Belinay benim için ölmüştü. O yüzden payıma düşen lokma parasını çoktan cüzdanımın fermuarlı kısmına koymuştum. Ve haberin videosu bulundu.. Video'nun dolması beklenirken B.S. stresten kollarını kaşıyor E.G. heycanını yatıştırmak için sigara üzerine sigara içiyor, bense ayrı bi köşede tek başıma takılıyordum, çok rahattım çünkü Belinay ölmüştü. Cuma günü lokma dökücektik. Bundan çok emindim. Kafamda her şey kuruluydu. Hangi fotografını yaka için bastırtcagımızdan tabaklara kaçar lokma koncagına kadar...
Video doldu. Başladık izlemeye. Ve... Evet o Belinay bu Belinay değilmiş. Yani Belinay Bülbül ölmemiş. Biricik Belinayımız yaşıyor... Yanımda sevinç çığlıkları yükseldi, benimse bogazım düğümlendi... 2 haftalık gündem 4dakikalık bir video ile tuz buz oldu. Bir bebeği yok yere kafamda öldürdüm, dua ettim, lokmasını düşündüm. Bilmiyorum. Belinay ve ailesi için seviniyorum ama hala rahatsızlık duydugum bir şey var.
bu da sayfası; http://www.facebook.com/pages/Belinay-Bulbul/49920031026
Bugun arkadasın salonunda, şöminenin üzerinde bana dogru bakan bi kamış gördüm. Aa dedim ney mi bu? Ha dedi evet, ney. Aldım elime neyi. Tabi ilk defa karşılaşıyorum kendisiyle, kamış gibi bi şey önde 6 arkada 1 deligi var böle başı var falan. Dedim ben bunu üfliycem. Bi süre beyhude çabalarla hiç bir ses çıkartamadım. Tutuş bilmiyorum üfleme bilmiyorum hiç bir şey bilmiyorum ama aramızda bir bağ oluştu ondan eminim.
Açtım bilimum youtube videoları: "ney üfleme", "ney teknikleri" vs.. Amcaları izleye izleye bi 20 dakika uğraştım onunla. Tabi ki ses çıkmadı, bi 2 defa tiz bi şey çıkar gibi oldu sevinçten havalara uçtum. Normalde böyle başarısız olunca hemen hevesim kaçar ama içimden sürekli "seni başarıcam ney" diye geçirdim durdum.
O 20dakikalık çabadan sonra yaşadığım baş dönmesini tarif bile edemem. Nasıl bi üflemeye çalışmışsam artık. Hayır yani videolarda ne diyolarsa öyle yaptım ama olmuyor işte.
Perşembe günü gidicem Çankaya'dan alıcam bir adet ney. İnternetten kursunu da buldum eve yakın. Başarıcam, ney çalıcam. Olucak yani bu. Evet.
*bi de; iyi ki daha önce farketmemişim yoksa bütün gün onunla ugrasabilirdim.
Şu bahsettiğim ses kayıt cihazını ilk olarak dün bir arkadasımız üzerinde denedim.
Beni en çok cezbeden "telefondan kayıt alma" özelliğini kullanmak zorundaydım ve evet çok ucuz bir oyun olduğunu bile bile E.G.'yi arayıp abuk subuk seyler konustum. Aklımsıra agzından laf alıcaktım. Ama böyle boş muhabbetlere alışık olmadıgımdan (yalandan kim ölmüş) epeyce bocaladım. Zoraki cümleler kurdum, ona da kurdurmaya çalıştım. Bir şey çıkmıcagından zaten cok emindim ama bi deniyim dedim. Hakikaten de bekledigim hiç bir tepkiyi vermedi, hiç bir cümleyi kurmadı. Her seye "yok ya öle deme, yok canım önemli degil, bilmiyorum ki" gibi cevaplar veren biri düşünün. Hevesim kursagımda kaldı. Çok şükür bir kaç "evet, hayır" alabildim de editerla falan kese biçe zar zor bir şeyler çıkarttım ortaya.
Ama olmadı. İstedigim gibi olmadı. Hiç başarılı olmadı. Profesyonel olmadı. Profesyonel olması gerekiyor muydu bilmiyorum küçük bi geyikti bu sadece ama işte daha iyi olabilirdi.
Şimdilik bu telefon olayını bir kenara bıraktım, baska senaryolar üzerine gidecegim. Hayır yani abartırsam artık telefonlarım acılmazmış gibi bi his de oluştu. Hoş degil.
*bi de; bahaneyle sound editor ögrenmiş oldum fena mı.
**bi de; ben demiştim, melike'ye yapalım o cok uygun demiştim. yanlış strateji. :)
Özel günlerden hoşlanmıyorum. Doğumgunu, düğün, mezuniyet vb. Ama o "özel" günlerde çekilmiş fotoğraflarımı görseniz kesin yalan söylediğimi, aslında içten içe o tarihleri iple çektiğimi falan düşünürsünüz. Saç, baş, makyaj hep tam, sanki günlük hayatımda da öyleymişim gibi.
Kendimce "üniversite kepli fotoğrafım çok sıradan olucak, normal okula gider gibi gidicem çekilicem gelicem" diye bir karar almıştım. Hakikaten de öyle düşünüyodum. Andaçta (ki andaç bile almıyorum) 4 yılımı nasıl geçirdiysem öyle olmalıyım fikrini savunurken aile büyüklerimin bu konulardaki hevesine yenik düştü isyanım. "Sabahtan kuaföre gideriz. Gizem'e yaptırt makyajını. Teyzenlere, ananene, halana vs vs bastırt." Evlerde salonlara konulcak ya bu pozlar. Güzel olmak zorunda. Lisedeki çok iyidi ya, bu da iyi olucak illa.
İyi hadi gittim kuaföre. Ik pık. Her zamanki gibi anlaşamadık. Anlatamadım diyeyim daha dogrusu. Bi şeyler oldu. Maşa falan girdi işin içine. Uzun olsa bas fönü geç. Kısa da olmuyor ki öyle güzel. İyi dedim hadi bakalım sonu hayır olsun. En sevmedigim şey insanların işine karışmak, o yuzden durdum durdum durdum... Bitti ve başladım. "Şuan gerçekten çok güzel oldu, elinize sağlık. Ama ben diyorumki bunu biraz bozalım böyle açalım. Sanki dün yapmışsınızda bugune kalmış gibi. Baya açalım yani. Çok önemli bir şey için değil çünkü. Yapabilir miyiz? Ayıp olmadı dimi?" Neyse ki bi şekilde anlaştık artık.
Kuaförden çıkınca hakikaten kepli fotograf çektirmeye gittiğimi yani resmen mezun olacagımı farkettim. Bi an gözlerim doldu, otobuste çok yersiz ve gereksiz bi duygu karmaşası yaşadım. Gözümün önüne ortaokul ve lise mezuniyetlerim geldi. Ortaokul ve liseden beraber mezun olduğum lanet olası arkadaşlarımın neden bu yıl mezun olamadıklarına saydırdım. İlkinde geçemedikleri toefl'a bile saydırdım. Sonra konudan saptım Fransaya saydırdım, İspanya'ya saydırdım, İstanbul'a saydırdım. Ha bu arada saçlarım yapılı yani yanlış olmasın. Neyse.
Gittim okula. Gayet basic pozlarımızı çekildik. Dudağımdaki yeni uçuk ve dişlerimin her daim sarılığından biraz şikayetçi oldum ama fotoşop sayesinde hepimizin birer plastik barbiye dönüşeceğinden hiç şüphem yok. Bu sefer lisede yapamadığımı da yaptım ve arkadaşlarıma dağıtmak üzere bir kaç cıvık poz verdim. Memnunum. Toplu fotograflardan bahsetmek istemiyorum bile. Ekrandan gördüğüm kadarıyla fena degil. E tabi biraz kilo almışım yanaklar dolmuş falan. Ama iyi işte. İdeal kepli fotoğraf. Baktım şimdi, salonda güzel durucak, eminim.
Kep muhabbetini de halletiğimize göre bu yıl mezun olmak farz oldu artık.
Lanet olsun.
*bi de; annemin dogumgunu bugun. bu blogun varlıgından bile haberi yok ama olsun. iyi ki doğdun anne.
Geçen yıl kazara wii almış olsaydım eminim mezun olamazdım. Çok üzülmüştüm ama gerçekten de Belin arkadasımın dedigi gibi her seyde bir hayır varmış. Allah'ın dediği olurmuş. Müslüman dahi olmayan Belin arkadaşımın neden sürekli böyle şeyler söyleyip bunları kurandan ayetlere bağladığıysa çok ayrı bi konu zaten.
Neyse işte. Her hafta BestBuy'a gidip küçük küçük çocukları iterek oynadıgım wii tennis olsun, rock band olsun, hero olsun guitar olsun ,ki zaten hepsi bir paket degil mi?, bilimum oyunları kimseyi itmeden ve ensemde çocuk baskısı hissetmeden gönlümce oynama fırsatını yakaladım. Fırsatı yakalayınca tabi ki de bokunu çıkardım, çok afedersiniz.
Bu tarz interaktif oyunlarda öyle seviniyorum, öyle heycanlanıyorum ki, şarkıya başlamadan önce sesim falan titriyor, o bagetleri tutunca önce derin bi nefes alıyorum kendimi hazırlıyorum falan. Anaokulundayken bilgisayarda Hugo oynatacakları zaman da aynı böyle olurdum. Ama o anaokulundaydı yani, şimdiki neyin heycanı anlayamıyorum. O kadar kaptırmışım ki, yıllardır başarıyla gerçekleştirdiğim benmari usulü çikolata eritme işlemini bile karıştırmışım. 550gr sütlü çikolatanın yanmasına, ziyan olmasına sebep oldum. Allahtan benden sonraki girişimler de süt katma fantezisi yüzünden başarısız oldu da biraz temize çıktım. Bu sefer akmadı yani şelalemiz. Ha pardon bi 7 dakika falan aktı, süt gelene kadar...
Televizyonun üzerindeki kamera bütün geceyi kaydetmiş gibi bişi. Birazını izledim de, gitar ve solo eyvallah ama o davul çalan kişinin tripleri nolcak? Davul'u çalan kim olursa olsun belirli bazı hareketler var. Agız açıklıgı, kafanın azıcık öne egik olup kaş altından ekrana kitlenme ve renkler şaşırıldığı zamanki göz kırpıştırmalar. Herkes yapmış bunları. Sadece davullardan oluşan bir video yapmaya bile karar verdim.
Bu interaktif oyunlara olan hevesim umarım geçmez. Yani şuan pek geçicek gibi durmuyor, teknolojinin de sürekli ilerledigini düşünürsek sanmıyorum ki sıkılayım. Mesela o rock band'de ki çalan söyleyen grafik tiplere bence kendi kafalarımız konabilmeli. Mesela yani. Tabi yetkililer daha iyi bilir. Karışmak istemem.
-benmari: işte alttaki suyun buharında çikolata eritme olayı. neymiş suya değmicekmiş çikolatanın bulundugu kap. yoksa yanarmış topak topak olurmuş.
*bi de; köpek vardı Talya. Köpek mi insan mı belli değil. Ağzı var dili yok. Ben ki hayvanlarla anlaşamam Talyayla (tal yayla. haha) uyuyabilirdim bile. Zaten canım benim, bi parçası benimle beraber üzerimde bize gelmiş gibi. Hala çıkıyor bir yerlerden.
**bi de; bi ses kayıt cihazım oldu. Öyle sevindim ki. Ev telefonunun hattına bağlanıp kayıt alınabiliyormuş. Böyle bir şey yapabilecegini düşünmemiştim. Elimden geldigince çeşitli okazyonlarda bu ses kayıt cihazını max şekilde kullanmaya çalışıcam. Ne işime yarar bilmiyorum ama degerlendirmek lazım.
Sevgili teyze,
Adınızı bilmiyorum, yaşınızı tahmin edebiliyorum. Muhtemelen +70. Bugun Agora sinemalarında çok gözüme takıldınız siz benim.
Popcorn'unuzu aldınız. Yarısını poşete koydurdunuz, yarısını kutuda bıraktırdınız, poşeti çantanıza sakladınız. Sonra etrafta dolaşıp önce bir koltuga oturdunuz, ondan kaltınız bir diğerine oturdunuz. Neyse sonra ben girdim yerime oturdum. Tek başınıza girdiniz salona, ne tesadüf ki yanımdaki koltuk sizinmiş. Geldiniz, yanlışlıkla dirsegimle kolunuza vurdum, özür dilerim dedim, "sorun degil evladım" diye cevapladınız.
Daha film başlamadan kutudaki popcorn'u 5 parmak yiyerek bitirdiniz, bu arada bana bakarak çantanızı kollayıp durdunuz, popcorn kutusundan kurtulunca da bileginize geçirdiniz çantanızı. Biraz bozuldum ne yalan söyleyeyim.
Film başladı, hala etrafınıza bakmaya devam ettiniz, arkanıza dönmeye falan başladınız. Biraz rahatsız oldum ne yalan söyleyeyim.
15-20 dakika sonra duruldunuz. Film komedi filmiydi, hiç tepki vermediniz, gülmediniz, tek bir yerde güldünüz, orda da bir tek siz güldünüz.
Ara oldu, çıkmadınız. Ben çıktım. 2. yarı başladı, çantanızdan popcorn poşetinizi çıkardınız, o da 15dakika da tükendi. Biraz almak ister miyim diye sormadınız bile, halbuki beklemiştim. Biraz hayal kırıklıgına ugradım ne yalan söyleyeyim.
Film bitti, bütün credit'in bitmesini beklediniz. Sonra çıktınız gittiniz.
Ben niye size bu kadar takıldım bilmiyorum ama ilerde sanki ben de sizin gibi olacakmışım gibi geldi. Baya iyidiniz.
*bi de; haklısınız, film hakikaten o kadar da komik degildi.


Bu beyefendiler "massimo martini design awards"un kazananlarıymış. Soldan sağa dogru Almanyadan ve İsrailden katılan 1. ve 3. lerimiz gayet kendinden emin, gururlu, mutlu bir duruş sergiliyorlar. Resmen yüzlerinden "Evet. Yaptım ve kazandım, mutluyum!" cümleleri okunuyor. Ama 2.lik ödülünü alan Japon Shuhei Senda öyle mi hiç? Gayet "Estağfurullah.. Bir şeyler yaptık ama işte sizin takdiriniz" bakışı o. Ellerinide önde bağladı muhtemelen. Mütevazi ya adam. Böyle böyle başarılı oluyolar. Gerçi birinciliği Alman'a kaptırmış ama olsun. Bugun 2 yarın 1.
Fotograf makinam olmadıgı için(!) onlara verdigimin fotografını koyamıyorum ama müsfette(!) olanı paylaşmak istiyorum. Deneme yazım hiç okunmadığından hepsini buraya tekrar yazıcam.
Çok kötü ya. Bi de bazı balonlar zor olur. Ciğerini bırakırsın şişiriceksin diye. Umarım onlardan değildi. Boğulma potansiyeli de yükselir. Üzülürüm.