3 Haziran 2011 Cuma

kedilerle ilgileniyor olabilirdim.

Hayatlarımız ne istediğimiz gibi ne de olması gerektiği gibi. Ne kafamızda yarattıklarımızı yaşayabiliyoruz ne de içinde bulunduğumuz atmosferi. Belki de o yuzden hiç bir yere ait hissedemiyoruz kendimizi.

Durumu kabul edip devam etsek belki ait hissederiz ama asla istediğimiz gibi olamayacağının bilinciyle mutsuz olucaz.

Keşke kafamız bu kadar çalışmasaydı. Keşke her şeyi düşünmek zorunda olmasaydık. Neyse ki ben şanslıyım. İşkence çeken bi kedi görünce gülüp, kafamı çevirip devam edebiliyorum. Ya kedileri falan da düşünseydim? Var çünkü öyle insanlar. Baya baya kedileri falan düşünüyorlar. Ha belki kafalarını öyle dağıtıyolardır bilemem. Çünkü bu dünyada artık kafası rahat 1 kişi dahi olduğuna inanmıyorum.

Neymiş, demek ki bazıları kedileri düşünüyormuş, bazıları ağaçları, bazıları ibrahim tatlıses'in son durumunu, bazıları da kendini.

Şaka yaptım. Tabi ki de herkes kendini düşünüyo. Kedi medi, geçin bunları, birbirimizi kandırmayalım, şunun şurasında kaç milyon insanız yani. Samimiyet çok önemli. Niyet de öyle. Niyet çok önemli.

Şimdi ben düşünüyorum, bütün gün oturduğum masaya ya da akşamları yattığım yatağa ne zaman ait hissedebilicem. Bu nasıl oluyo, nasıl kabul edilebiliyo. Yarın ekranımın yanına güzel çerçeveli bi toplu fotoğraf koysam, çekmecemi de kişisel bakım malzemeleriyle doldursam (kabul edelim havalı "kişisel bakım") bi yerden başlamış olur muyum?

Denemek lazım. Ya da hakikaten denemek lazım mı yoksa bunu düşünmeden devam edip ne olucağını görmek mi lazım.. O zaman cevap kediler mi? Onlarla mı ilgileneyim yani.

Kafa çorba da olsa kafadır en nihayetinde. Değerini bilmik lazım, iyi kullanmak lazım. Çar çur ediyoruz ya. Etmeyelim.

Hiç yorum yok: